Gökbilim (Astronomi)

---> Gökbilim (Astronomi)

Evrensel Çekim Yasası
Nevvton'un aynalı teleskopu geliştirmesi ast­ronomi açısından çok önemliydi, ama evren­sel çekim yasasını bulması bundan çok daha önemlidir. Bu yasa, evrendeki bütün canlı ve
cansız varlıklar (yıldızlar, gezegenler, hava ta­şıtları, insanlar, yağmur damlaları, atomlar) arasında karşılıklı bir çekim kuvveti olduğunu açıklıyordu. Evrensel çekim yasası gezegenle­rin hareketine ilişkin Kepler yasalarına tam bir açıklık getirdiği gibi, bu yasalar ile gözlem sonuçları arasındaki bazı tutarsızlıkları da açıkladı. Fırlatılan bir cismin ya da dalından kopan bir elmanın neden havada kalmayıp yere düştüğü de gene bu yasanın açıklayabil­diği bir olguydu. (Ayrıca bak. ivme; yerçe­kimi.)
Nevvton'un çekim yasası, eskiçağlardan be­ri bilinen Merkür, Venüs, Mars. Jüpiter ve Satürn gezegenleri ile kendi gezegenimiz olan Dünya dışında iki yeni gezegenin daha keşfi­ne yol açtı. Yedinci gezegen olan Uranüs'ü, Almanya'da doğup İngiltere'de yaşayan ünlü astronom ve teleskop yapımcısı Sir Wiliam Herschel 1781'de bulmuştu. Sonradan Ura­nüs'ün yörüngedeki hareketinde Newton ya­salarına uymayan bazı düzensizlikler saptan­dı. Bunun tek açıklaması, Uranüs'ün ötesin­de, onun hareketlerini etkileyen başka bir ge­zegenin bulunmasıydı. İngiliz John Couch Adams ile Fransız Urbain Le Verrier birbirle­rinin çalışmalarından habersiz olarak bu ko­nuya el attılar ve Uranüs'ü bu düzeyde etkile-yebilmesi için yeni gezegenin nerede bulun­ması gerektiğini ayrı ayrıhesapladılar. 1846'da Alman astronom Johann Gaile, teles­kopunu Adams ve Le Verrier'nin belirttikleri noktaya çevirdi ve Neptün adı verilen sekizin­ci gezegeni buldu.

Bir süre sonra Neptün'ün de Newton yasa­sına tam uygun olarak hareket etmediği anla­şıldı. Bu düzensizliğin sorumlusu da gene yeni bir gezegendi. Plüton olarak adlandırılan bu dokuzuncu gezegeni 1930'da ABD'li astro­nom Clyde Tombaugh buldu. Plüton bugün bilinen gezegenlerin sonuncusudur; üstelik Güneş Sistemi'mizde Plüton'un ötesinde baş­ka gezegenlerin olabileceğine inanan astro­nomların sayısı da pek fazla değildir. Ama ev­rende başka "güneş sistemleri" de var ve bu yıldızların çevresinde dolanan gezegenlerin olmaması için hiçbir neden yok. Nitekim, Barnard Yıldızı olarak bilinen yakındaki bir yıldızın ışığındaki titreşmeler, bu yıldızın çev­resinde dolanan büyük bir gezegenin etkisin­den kaynaklanabilir.

Newton'un evrensel çekim yasasının çok önemli başka sonuçları da oldu. Merkür geze­geninin hareketinde Nevvton yasasına uy­mayan hafif bir sapma belirlenmiş ve neden ileri geldiği bir türlü açıklanamamıştı. Le Ver-rier, Merkür ile Güneş arasında başka bir ge­zegenin bulunabileceğini öne sürdü, ama böy­le bir gezegenin varlığı saptanamadı. Bu ola­yın açıklaması ancak 1915'te, büyük Alman bilgini Albert Einstein'ın çekim yasasıyla ya­pılabildi. Einstein'ın "Görelilik Kuramı"nın bir parçası olan bu yasa, Merkür'den yansıyan ışık ışınlarının Güneş'in yakınından geçerken sapmaya uğradığını ortaya koymuştu. Bu sap­ma nedeniyle gezegen, bulunduğu gerçek noktadan daha farklı bir yerdeymiş gibi görü­nüyordu. Einstein enerji ile kütlenin eşdeğerli olduğunu kanıtlayarak, bir enerji türü olan ışık ışınlarının da Güneş'in çekim kuvvetiyle doğrultu değiştireceğini açıkladı.




 
---> Gökbilim (Astronomi)

Fotoğraf Makinesi ve Spektroskop
Yıldızlar Dünya'ya gezegenlerden çok daha uzakta olduğu için bu gökcisimlerinin incelen­mesi daha güçtür. Bu yüzden, teleskopun bu­lunmasından sonra astronomlar bütün ilgileri­ni o güne kadar gözlemleyemedikleri yıldızla­ra yönelttiler. İlk kez 19. yüzyılda astronomi araçları arasına katılan fotoğraf makinesi ile spektroskopun da yıldız astronomisinin geliş­mesine çok büyük katkıları oldu.
İlk astronomi fotoğrafları, ABD'li John W. Draper'in 1840'ta çektiği Ay fotoğraflarıydı. Fotoğrafı çekilen ilk yıldız ise Vega oldu; 1850'de ABD'deki Harvard Gözlemevi'nin astronomları bu parlak yıldızı görüntülemeyi başardılar. Günümüzde hemen hemen bütün astronomlar yıldızları incelerken, teleskopla­ra takılmış özel fotoğraf makineleriyle bir yandan da fotoğraflarını çekerler. Bu makine­lerde fotoğraf filmi yerine genellikle ışığa du­yarlı cam levhalar kullanılır. Gözlemle yetin­meyip fotoğraf çekmenin birçok yararı vardır. Bunlardan en önemlisi, fotoğraf makinesinin objektifi saatlerce açık tutulabildiği için, çok sönük yıldızlardan gelen ışığın fotoğraf camı üzerindeki duyarlı maddeyi etkileyebilecek kadar zaman bulabilmesidir. Böylece astro­nom, yıldızı teleskopuyla göremese bile gö­rüntüsünü saptamış olur. Bugün, fotoğraf fil­mi ya da levhası üzerinde görüntünün oluşma­sını hızlandıran özel aygıtlar kullanarak daha kısa zamanda fotoğraf çekilebilmektedir.
Astronominin hizmetindeki önemli aygıt­lardan biri de spektroskoptur. Cam prizma­dan geçirilen bir ışık demetinin, tıpkı gökku­şağında olduğu gibi tayfındaki renklere ayrıla­cağı Nevvton'dan beri biliniyordu. 19. yüzyılın başlarında bulunan spektroskop da, yıldızlar­dan ve öbür gökcisimlerinden gelen görünür ışığı renklerine ayırma olanağı verdi. Sir Wil-liam Herschel ve Alman bilgin J. W. Ritter Güneş'in tayfını inceleyerek kızılötesi ve mor­ötesi ışınımları buldular. Güneş'in ve yıldız­ların tayfını bir teleskop ve prizma aracılığıyla incelemeyi düşünebilen Alman bilgini Joseph von Fraunhofer (1787-1826) ise bu buluşuyla spektroskopinin temellerini attı. Bu bilim dalı da yıldızların, gezegenlerin ve öbür gökcisim­lerinin yapısındaki kimyasal elementlerin tek tek tanımlanabilmesini sağladı. Spektroskop, yıldızların ve gökadaların hareketlerinin be­lirlenmesinde de astronomların en büyük yar­dımcılarından biridir (bak. doppler etkisi; Tayf).



 
---> Gökbilim (Astronomi)

Güneş ve Yıldızlar
Fotoğraf makineleri ve spektroskoplarla edi­nilen yeni bilgiler, evren konusundaki görüş­leri tam anlamıyla altüst etti. Örneğin Gü­neş'in hiçbir ayrıcalığı olmayan sıradan bir yıl­dız olduğu anlaşıldı. Bugün, hemen hemen bütün yıldızlar gibi Güneş'in de neredeyse yalnızca hidrojenden oluştuğu biliniyor. Bu en hafif gazın yanı sıra yapısında az miktarda helyum ve önemsenmeyecek düzeyde sodyum, demir, krom gibi başka kimyasal elementler bulunur. Yüzeyindeki sıcaklık yak­laşık 6.000°C dir. Güneş'ten daha sıcak ya da daha soğuk yıldızlar da vardır ve bir yıldızın rengi sıcaklığının da göstergesidir. En sıcak yıldızlar beyaz, en soğuk olanlar kırmızı görü­nür. Sarı renkte olan bizim Güneş'imizin sı­caklığı ise bu iki sınırın ortasındadır.

1920'lerde İngiliz astronom Sir Arthur Ed-dington (1882-1944), Güneş'in ve yıldızların ışımasını sağlayan enerji kaynağının, atom çe­kirdeğinin parçalanmasından doğan nükleer enerji olduğunu açıkladı. O güne kadar hiç kimse milyarlarca yıldır, hiç değilse Dünya var olduğundan bu yana Güneş'in bu enerjiyi nereden sağladığını düşünmemişti. Edding-ton'un açıklamasından bir süre sonra, yıl­dızlardaki hidrojeni helyuma dönüştürerek olağanüstü boyutlarda enerjinin açığa çıkma­sını sağlayan nükleer tepkimeler bütün ayrın­tılarıyla belirlendi.

Bugün astrofizikçiler, aykırı özellikleri ol­mayan bir yıldızın gelişmesindeki bütün aşa­maları açıklayabiliyorlar. Yıldızların saptana-bilen özellikleri arasındaki farklılıklar da çoğu kez aralarındaki yaş farkını belirlemeye yar­dımcı oluyor. Bazı büyük yıldızların yaşamı çok şiddetli bir patlamayla son bulur; bunlara patlayan yıldız ya da süpernova denir. Boğa takımyıldızındaki Yengeç bulutsusu 1054'te patlayan eski bir süpernovanın kalıntısıdır.



 
---> Gökbilim (Astronomi)

Bulutsular ve Gökadalar

1770'te Fransız astronom Charles Messier, gökyüzünde birer toz bulutu gibi görünen ışıklı lekelerin bir listesini yayımladı. Özellik­le kuyrukluyıldızları araştıran Messier'nin amacı, görünmesini beklediği kuyrukluyıldız­lar ile bu durağan, bulutu andıran lekeleri bir­birine karıştırmamaktı. Sonunda, kataloğun-daki bu gökcisimlerinin sayısı 108'e ulaştı. As­tronomlar Messier'nin listesinde kayıtlı olan bulutsuları bugün bile Mİ, M2, M3 gibi sıra numarasıyla belirtirler.

Messier, listesine aldığı bu ışıklı lekelerin ne olduğunu tanımlayamadı ve hepsini "bu­lut" anlamındaki Latince bir sözcükle nebula olarak adlandırdı. Sonradan daha büyük ve güçlü teleskoplarla gözlemlenince bulutsula­rın birçok değişik tipi olduğu anlaşıldı. Bazıla­rı birer yıldız kümesiydi, bazıları sarmal bi­çimde görünüyordu, bazıları ise gerçekten ışık saçarak parıldayan gaz bulutlarıydı. Bu­gün bulutsu terimi yalnızca uzaydaki gaz ve toz bulutları için kullanılır.

Geceleri gökyüzünde gördüğümüz bütün yıldızlar, milyarlarca yıldızı içeren dev bir topluluğun üyeleridir. Bütün gezegenleriyle birlikte Güneş'in de yer aldığı bu yıldız toplu­luğuna Samanyolu Gökadası denir. Bu gök­ada ya da galaksi, ortası şişkince bir disk biçi­mindedir. Dünya'daki birer gözlemci olarak biz de bu diskin içinde bulunduğumuz için, uzağımızdaki yıldızları gökyüzünde bir uçtan öbür uca uzanan soluk ışıklı geniş bir kuşak gibi görürüz. Henüz milyarlarca yıldızlık bir gökada olduğu anlaşılmadan önce bu ışıklı kuşağa Samanyolu denmişti. Bu yüzden, için­de bulunduğumuz bu gökadaya da öbür uzak gökadalardan ayırt etmek için Samanyolu Gökadası denir.

Gökadamızdaki bazı yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olduklarından, gökyüzünde yıldız kümesi denen topluluklar oluşmuştur. Bulutsuz gecelerde küçük bir teleskopla ya da bir dürbünle bakıldığında bile Samanyolu'n-daki yoğun yıldız kümeleri görülebilir. İki tip yıldız kümesi vardır. Açık yıldız kümelerinde seyrek olarak dağılmış yüz ile birkaç bin ara­sında yıldız bulunur. Örneğin Ülker kümesi bu tiptendir. Küresel yıldız kümeleri ise birbi­rine iyice yaklaşmış 1 milyon kadar yıldızdan oluştuğu için ışıktan bir top gibi görünür.

İçeriden baktığımızda hafifçe ışıldayan bir kuşak gibi gördüğümüz bu gökadanın dıştan nasıl göründüğünü kestirmek kolay değildir. Bu konuyla ilk ilgilenenlerden biri Sir Wil-liam Herschel oldu. Bugün Samanyolu Gök-adası'nın biçimi hemen hemen saptanmıştır.

Toz bulutlan çoğu kez ışığın atmosferden geç­mesini engellese de, yıldızlar arası uzaydan gelen radyo dalgalarını engelleyemediği için bu başarıda en büyük pay radyo astronomi­nindir. Böylece gökadamızın bir sarmal biçi­minde olduğunu, yıldız ve gaz bulutlarının da bu sarmalın "kolları"nı oluşturduğunu bili­yoruz.

1920'lerde, bulutsu olduğu sanılan bazı gökcisimlerinin gerçekte başka gökadalar ol­duğu anlaşıldı. Bu dış gökadalar da bizim gökadamız gibi pek çok yıldızdan oluşur, ama Samanyolu'nun çok ötesinde, uzayın derinlik­lerinde yer alır. Üstelik ABD'li astronom Ed-win Hubble'ın (1889-1953) açıkladığı gibi, bü­tün gökadalar hem Samanyolu'ndan, hem bir­birlerinden giderek uzaklaşmaktadır. Böylece evren genişliyor ve gökadalar uzaklaştıkça ev­rendeki kaçış hızları daha da artıyor. Teles­kopların saptayabildiği uzaklıkta milyonlarca gökada vardır. Bunlardan bazıları sarmal, ba­zıları elips biçimindedir. Garip biçimler almış olan birkaç gökada ise sanki iç patlamalar so­nucunda dağılmış gibi görünür.

1960'lardan bu yana astronomlar dış uzayın derinliklerinde alışılmadık bazı gökcisimleri saptıyorlar. Bunlardan bir bölümü kuvazar-lardır. Bu garip gökcisimleri bir güneş sistemi büyüklüğündedir ve yaydıkları enerji küçük bir gökadanınkiyle eşdeğerdedir. Astronom­ların çoğu kuvazarların gözlenebilir evrenin sınırlarında bulunduğuna ve çok büyük bir hızla bizden uzaklaştığına inanıyor. Evrenin derinliklerindeki ilginç gökcisimlerinin başka bir tipi de nötron yıldızlarıdır. Bunlar bir sü-pernova kalıntısının merkezinde yer alan ve çaplan birkaç kilometreyi aşmayan yoğun kütleli yıldızlardır. Belirli aralıklarla ışınım yayan bazı nötron yıldızlarına pulsar ya da atarcayıldız denir. Kara delik denen oluşum­lar ise bunların hepsinden daha ilginçtir. Kara delikler gözle görülemiyor; ama kütleleri o kadar yoğun, çekim kuvvetleri o kadar fazla ki, yakınlarındaki bütün maddeleri soğuran (yutan) bu nesnelerden ışık bile kaçamıyor.





 
---> Gökbilim (Astronomi)

Evrenin Boyutu
Dünya'nın Güneş'e ve yıldızlara uzaklığını ölçmek, yüzyıllar boyunca astronomları en çok uğraştıran konulardan biri oldu. Bugün kendi adıyla anılan kuyrukluyıldızın yörünge­sini önceden belirleyerek büyük ün kazanan İngiliz astronom Edmond Halley, Venüs ge­zegenini tam Dünya ile Güneş arasından ge­çerken gözleyerek Güneş'in uzaklığını hesap­lamak için bir yöntem tasarladı. Gezegenin bu geçişi bir yüzyıl içinde ancak iki kez ger­çekleşir. Venüs'ün geçişini Dünya'nın çeşitli noktalarından gözleyen astronomlar, gezege­nin Güneş'in önünden geçerken değişik yollar izlediğini görürler. Bunun nedeni ıraklık açı­sıdır. Başınızı iki yana döndürürseniz ıraklık açısının nasıl bir etki yaptığını kolayca anlaya­bilirsiniz. Böyle yaptığınızda, arka plandaki uzak nesneler sabit kalırken yakındaki nesne­ler sağa sola doğru kayıyormuş gibi görünür. Bu kaymanın ya da konum değişikliğinin bü­yüklüğüne bakarak, yakındaki nesnelerin ne kadar uzakta bulunduğu çıkarılabilir. Ama bir gözlemcinin gezegenler ve yıldızlar arasın­daki ıraklık açısını görebilmesi için neredeyse bir dünya seyahati yapması gerekir. Bu yüz­den astronomlar bu konum değişikliğini izle­yebilmek için genellikle Dünya'nın uzaydaki hareketinden yararlanmayı seçerler. Geze­genlerin ve yakın yıldızlardan bazılarının uzaklığını bulmak için bu veri yeterlidir. Ger­çekten de Dünya altı ayda 300 milyon km yol alır, yani konumu Güneş çevresinde çizdiği yörüngenin çapı kadar değişir. Bugün Güneş Sistemi içindeki gökcisimlerinin uzaklığı ra­darlar aracılığıyla doğru olarak ölçülebiliyor. Ama yıldızlar için hâlâ ıraklık açısı gibi dolay­lı yöntemlere başvurmak gerekiyor. Dünya' mn Güneş'e uzaklığı yaklaşık 148 milyon ki­lometredir; bu değer 1 astronomi birimi ola­rak kabul edilmiştir.

Güneş'ten sonra en yakınımızdaki yıldız en az dört ışık yılı uzaklıktadır. Dünya ile "ya­kın" komşuları arasında böylesine inanılmaz uzaklıklar söz konusu olduğu için, astronomi­de uzaklık ölçüsü birimi olarak ışık yılını kul­lanmak daha uygundur. Işık yılı, ışığın bir yıl­da aldığı yoldur ve yaklaşık 10 trilyon kilo­metreye eşittir. Gökcisimlerinin uzaklığını saptamanın başka bir yolu da, yaydıkları do­ğal ışığın şiddeti bilinen bazı yıldızlarla karşı­laştırmaktır. Böyle bir yıldızın ışığı ne kadar zayıfsa
Dünya'dan uzaklığı da o kadar fazla­dır. ABD'li astronom Henrietta Leavitt (1868-1921), parlaklığı zaman içinde hızla ve devirli olarak değişen bazı yıldızlardan uzak­lık ölçümünde yararlanılabileceğini fark et­mişti. Sefeitler ya da Kefeitler denen bu deği­şen yıldızlar, bazı yakın gökadaların içinde kolayca tanınabilir ve böylece gökadaların uzaklığı konusunda bir yargıya varılabilir. Dünya'ya en yakın gökadalardan biri olan Andromeda en az 2 milyon ışık yılı uzaklıktadır.

Gökadaların tayfları incelendiğinde, bu gökcisimlerinin Dünya'dan giderek uzaklaştı­ğı, uzaklaştıkça daha da hızlandığı anlaşılmış­tı. Yıldızlan tek tek ayırt edilemeyen daha uzak gökadalarda belki bu bilgiden yararlanı­labilir. Bu gökadaların tayflarını inceleyerek hızlarını bulmak oldukça kolaydır. Böylece, Dünya'dan ne kadar hızla uzaklaştıklarına ba­karak uzaklıkları bulunabilir. Bu yöntemlerle varlığı saptanabilecek en uzak gökcisimleri büyük olasılıkla Dünya'dan 15 milyar ışık yılı uzakta olacaktır!

Astronomlar, bilinen her şeyden daha bü­yük olan evreni incelerken bir yandan da maddenin en küçük parçası olan atomlarla il­gilenirler. Çünkü Güneş'in ve yıldızların enerji kaynağı, hidrojen atomlarının çekirde­ğidir. Astronomların uzayda gözledikleri pek çok şeyi yeryüzündeki bir laboratuvar orta­mında gerçekleştirmek olanaksızdır. Bu ne­denle, fizik bilimleri dünyasının başka yoldan erişilemeyecek birçok sırrına ancak astrono­miyle yaklaşılabilir.
 
---> Gökbilim (Astronomi)

Günümüzde gök bilimi

Gök bilimi 19. ve özellikle 20.yy.’da baş döndürücü bir hızla ilerlemiştir. Yakın zamanlardaki keşif ve gelişmelerle ilgili olarak şunlar söylenebilir:
Teleskopların geliştirilmiş olmasının yanısıra, diğer bilim dallarındaki ilerlemelerin de gök bilimine yardımcı olmaları sayesinde, evrenin gizleri bir bir açığa çıkmaktadır.
Gökbilimdeki en önemli gelişmelerden biri, tayfölçümü de denilen spektroskopinin (maddelerin ışıkla olan etkileşimlerini anlamaya çalışma, maddelerin soğurduğu ve yaydığı ışığı, yani elektromanyetik dalgaları saptayarak maddenin yapısı hakkında sonuçlara varma tekniği) yani yıldız ışığının elektromanyetik spektral analizine başlanmış olmasıdır.
Diğer yıldızların ışıklarının analizi, bu yıldızların ışığının temelde Güneş’in ışığından farksız olduğunu, fakat yıldızlar arasında sıcaklık, kütle ve boyut bakımından son derece büyük farklılıklar bulunduğunu göstermiştir.



Evrenin genişlemesi, galaksiler giderek birbirinden uzaklaşmaktadır.
20. yy.’ın başında diğer galaksilerden ayrı bir birim olarak galaksimizin varlığı kanıtlanabilmiştir.
Ardından Hubble yasası ile evrenin bir genişleme içinde olduğu saptanmıştır; galaksiler giderek birbirinden uzaklaşmaktadır.
Kozmolojik termik ışıma (fosil ışıması) ve kimyasal elementler ve izotoplarının maddeden ayrılmasını açıklayan farklı nükleosentez teorileriyle büyük ölçüde gökbilim ve fiziğe dayalı olan Büyük Patlama kuramı yoluyla Kozmoloji özellikle 20.yy.’da büyük gelişmeler göstermiştir.
20.yy.’ın bu alandaki son gelişmeleri olarak, radyoteleskopların, radyoastronominin, modern bildirişim araçlarının ortaya çıkması sayılabilir. Bunlar sayesinde, elektromanyetik dalgalarla uzayı aşan parçacıkların spektroskopik analizi yapılabilmiş ve böylece uzak gök cisimleri üzerinde yeni deney türleri olanaklı hale gelmiştir.




 
---> Gökbilim (Astronomi)

Gök biliminin dalları, alanları, konuları

Antikçağdaki başlangıç döneminde gök bilimi yalnızca astrometriden, yani yıldız ve gezegenlerin gökyüzündeki konumlarının ölçümünden ibaretti. Daha sonra Kepler ve Newton’un çalışmaları gök cisimlerinin kütle çekimi etkisi altındaki hareketlerinin matematik yoluyla öngörülmesini sağlayan gök mekaniğini doğurdu. Bu iki alandaki (astrometri ve gök mekaniği) çalışmaların çoğu, önceleri, elle yapılan işlemlerden oluşuyordu. Günümüzde ise bu çalışmalar bilgisayarlar ve fotoğraf aygıtları ile yapılabilmektedir ki; bu da gök cisimlerinin konum ve hareketlerinin çok büyük bir hızla saptanabilmesini sağlamaktadır. Bu yüzden modern gökbilim daha ziyade gök cisimlerinin fiziksel doğasını gözlemlemleye ve anlamaya yönelmiştir.
20.yy.’dan itibaren profesyonel gök bilimi iki alana ayrılma eğilimi göstermiştir : Gözlem astronomisi ve teorik astrofizik. Gök bilimcilerin çoğunun her iki alanda da çalışıyor olmasıyla birlikte, profesyonel gökbilimciler giderek bu iki alandan birinde uzmanlaşma eğilimi göstermektedirler. Gözlem gök bilimi esas olarak verilerin elde edilmesiyle ilgilenir. Teorik astrofizik ise esas olarak gözlemlenen fenomenleri anlamaya ve öngörülerde bulunmaya çalışır. Teorik astrofizik gözlem gökbilimine bir tamamlayıcı etken olarak gökbilimsel oluşumları açıklamaya çalışır da denilebilir.
Gök biliminin bir dalı olan astrofizik, yıldızların gözlemiyle sınıflandırılan fiziksel fenomenleri tanımlar, belirler. Günümüzde gök bilimcilerin hepsi de belirli bir astrofizik bilgisine sahiptirler ve gözlemleri de hemen hemen her zaman, yine astrofizik bağlamında incelenir. Bununla birlikte, kendilerini yalnızca astrofiziği incelemeye vermiş araştırmacılar da yok değildir. Astrofizikçilerin çalışması gökbilimsel gözlem verilerini analiz etmek ve onları fiziksel olgulara indirgemektir.
Astrofiziğin bir dalı olan Kozmoloji, evreni fiziksel bir sistem olarak inceler; yani evrenin doğuşu ve büyümesi, evrimi, gökcisimlerinin fiziksel ve kimyasal özellikleri ve konumlarının hesaplanması ile ilişkilidir. Gökbilim gözlemleri salt gökbilim ile ilişkili değildir; aynı zamanda genel görelilik kuramı gibi fizikte çok önemli yeri olan kuramların sınanması için de gözlemsel veri sağlar.
Kullanılan inceleme yöntemi, amaç ve konuya göre birbiriyle iç içe olan, genel gök bilimi, astrofizik ve uzay bilimleri gibi birçok dala ayrılır. Gök biliminde inceleme alanları aynı zamanda şu iki kategoride ele alınır:
Konuya göre gök bilimi. Genellikle uzayın bölgelerine göre (örneğin galaktik gök bilimi) ve ilgili meselenin tiplerine göre dallara ayrılır (yıldızların oluşumu, kozmoloji).
Gözlem tarzına göre gök bilimi. Saptanan partiküllerin tipine (ışık, nötrino) veya dalga genişliğine (radyo dalgaları, gözle görünen ışık, kızılötesi ışınlar) göre dallara ayrılır.


Konuya göre gök bilimi
Gözleme göre gök bilimi
 
bayigram takipçi satın al instagram beğeni satın al instagram takipçi satın al tiktok takipçi satın al Buy Followers bugün haber bypuff
Geri
Üst