Edge of Tomorrow (2014) Yarının Sınırında
Eğer Doug Limanın ismini daha önce duyduysanız bunun sebebi ya Mr. & Mrs. Smithtir ya da Bourne üçlemesinin yapımcılığını üstlenmiş olmasıdır -ki ikincisini bilmek için biraz tuhaf olmanız gerekiyor. Bilim kurgu dünyasıyla hayli içli dışlı bir sinemacı olan Limanın beyazperdedeki son yönetmenlik denemesi Yarının Sınırında, (artık vaktinin geldiğini düşünüyor olacak ki) kendisinin bugüne kadarki ilk uzaylı temalı filmi. Hiroshi Sakurazaka imzalı All I Need Is Kill isimli romandan uyarlanan filmin senarist kadrosunda Olağan Şüphelilerin Oscar ödüllü yazarı Christopher McQuarrie de mevcut. Hollywoodun uzunca bir süredir yüksek bütçeli aksiyon filmlerindeki ilk tercihi olan Tom Cruiseun başrolü yükselen yıldız Emily Bluntla paylaştığı Yarının Sınırında, her ne kadar işinde usta bir ekip tarafından yaratılmış ve sergilenmiş gibi dursa da bilindik Hollywood felaket filmlerinin belli başlı vazgeçilmez unsurlarının hapsinde seyrediyor oluşu dolayısıyla vasattan öteye gidemeyecek bir yapım.
Filmin hikayesi oldukça sıradan başlıyor. Almanyaya düşen bir meteor vasıtasıyla dünyaya inen uzaylılar, kısa sürede kıta Avrupasına hükmediyor. Doğuda Çin ve Rus orduları bu ilerleyişi durdurmak için mücadele verirken batıda ABD ile İngiliz orduları işbirliği yaparak bu hızlı, güçlü, yok etmesi bilindik silahlarla hayli zor olan yaratıkları durdurmaya çalışıyor. Okyanusu aşarak Birleşik Krallıka gelen ABD subayı Cage (Tom Cruise), İngiliz generalin emriyle kısa bir süre sonra düzenlenecek Fransa çıkarmasının intihar ekibine gönderiliyor. Gerçekte kim olduğunu ve bir er olarak savaşa katılamayacağını ordudakilere açıklamaya çalışan Cage, amacına ulaşamıyor ve sonraki günkü çatışmada, oldukça kısa bir sürede alfa bir uzaylı yaratık tarafından öldürülüyor. Sonra birdenbire, bir gün öncesinde zorla orduya getirildiği ana dönüyor ve önceki gün yaşadığı her şeyi an be an, aynı şekilde tekrar yaşıyor. Bir kez daha savaşa gidiyor, bir kez daha ölüyor; tekrar aynı şekilde canlanıyor ve savaşa gidiyor. Bu olaylar silsilesi rutine bağlayınca bir şeylerin ters gittiğini anlayan subay harekete geçiyor ve kendisini öldüren alfa uzaylının kanıyla bulaş ilişkisine girdiği için zamanı kontrol etme yetisini kazandığını öğreniyor. Vakti zamanında Cage ile benzer kaderi paylaşan Ritanın da yardımıyla uzaylıların kökünü kazıyacak hayli zor, pek çok kez ölüp baştan dirilmeli bir maceraya atılıyor.
Filmde Cage ve Ritanın yaşadığı gerçekte pek bir uzun fakat kurgusal anlamda seyirci için hızlı bu zahmetli maceranın kendisi kadar zor aslında Yarının Sınırının hikayesini anlatabilmek. Esasında öyküsel anlamda senaristlerin elinde çok kıymetli bir bilim kurgu eseri olduğu aşikar fakat kendilerinin bunu beyazperde için uyarlarken ne kadar titiz davrandıkları da muallak. Muhtemelen yapımcıların baskısı altında çalıştıkları için ucuz-dünyayı-kurtaran-adam oyunlarını özellikle filmin son bölümlerine itinayla yerleştiren ekibin bilim kurgu ve aksiyonun bol olduğu bu esere mizahı adabıyla yerleştirmiş olması ise övgüye değer. Ayrıca filmi seyrederken bir takım çıkarımlar yapmaya çalışıp da kafalarda soru işareti kalması oldukça muhtemel fakat bunların hangi noktalarda kendini belli ettiğini söylemek sürpriz bozanlık yapmaktan başka bir şey olmayacağı için değinmemekte fayda var -romanın finali hakkında bir fikrim yok fakat özellikle filmi bir finale bağlamak için yapılan senaryo numarasını, hikaye kurgusu dahilinde mantıksal bir çerçeveye oturtmak ne yazık ki pek mümkün değil.
Yarının Sınırında için teknik açıdan sınıfı yüksek bir film demek de ne kadar doğru olur, bilinmez. Yaratılan uzaylı karakterleri, daha önce tanık olmadığımız bir formda; lakin yeni bilim kurgu örneklerinde başvurulan tek-organizma-tek-zihin metoduyla oluşturulmuş. Bilim kurgu sınırları dışında aksiyon sahneleri için kullanılan efektlerin de artık bu gibi filmler için standardize edilmiş olduğundan bahsetmeye gerek bile yok. Oscar adaylığı (en azından aday adaylığı) etmesi kuvvetle muhtemel bir ses işçiliğinden bahsetmekse gayet mümkün. :Kısaca üzerinden geçmek gerekirse Tom Cruiseun oyunculuğunda herhangi bir ilerleme gayesi olmadığı gibi, Emily Bluntın canlandırdığı karakteri için biçilmiş kaftan olabileceğini rahatlıkla dillendirebiliriz.
Filmin, bir takım az sayıdaki türdeşlerinin aksine felsefi bir boyutu söz konusu olmadığı, gişe amaçlı eğlencelik bir aksiyon/bilim kurgu örneği olduğu göz önünde bulundurulduğunda umduğunuzu bulamama gibi şeyler yaşamayacağınızı rahatlıkla söyleyebilirim. Cruiseun bir önceki oyunculuk denemesi Oblivionın bilim kurgu türüne daha sadık bir hizmetkar olduğu düşünüldüğünde, Yarının Sınırında için süslenmiş ve gerçeküstü bir aksiyon demek daha doğru olacaktır.
-
Burak Hazine -