Salvo
Kayıtlı Üye
Sıffin Savaşı
Suriye valisi ve aynı zamanda (katledilen Halîfenin de ailesi olan) Ümeyye ailesinin yeni reisi Muaviye bin Ebu Süfyan, suikastçıların cezalandırılmasını isteyenlerden bir başka güçlü şahsiyetti. İsteğinin gerçekleşmemesi üzerine, sadakatinin, Hz. Osman'ın katilinin cezalandırılmasına bağlı olduğunu bildirerek, Hz. Ali'ye biat etmeyi reddetti. Daha önce Hz. Ali ve muhalifleri arasındaki savaşta tarafsız kalarak, zekice Hz. Ali idaresine açıkça meydan okuyacağı müsait fırsatı bekliyordu. Bu arada da, Hazreti Osman'ın kanlı gömleğini, Dımeşk'teki Ulu Caminin minberine asarak propaganda yapıyor ve Hz. Ali'ye karşı duyulan hıncı artırıyordu. Arap Devletinin ve tabii ki İslam'ın bir daha telafi edemediği bu trajik suikast olayından sonra, bu gömlek ile Hz. Osman'ın hanımı Naile'nin kopmuş parmakları, Medine'den Dimeşk'e kaçırılmıştı. Bu acaip amblem, intikam duygularının sakinleşmeye başladığı zamanlar için tutuluyordu.
Siyasi bir deha olan Muaviye, 20 yıla yakın bir süre, Suriye'yi başarılı bir şekilde yönetmiş ve kendisine sadık büyük bir ordu kurmuştu. Eğer lüzum görürse, ordusunu serbestçe İrak'a taşıyabilmek için, kendisine bir haraç ödemeleri şartıyla, Bizanslılarla ateşkes yaptı. Ayrıca, artık, Hz. Osman tarafından azledilen, fakat Muaviye'ye yakınlaşîırılan Mısır Fatihi Amr bin As gibi, güçlü ve zeki bir müşavire de sahipti. Bahar gelince, Hz. Ali, otoritesini ispatlama çabasıyla, Kuzey Batı İrak'tan harekete geçti ve Fırat'ın büyük kıvrımının akınlarında bir Roma sitesi viranesi olan Sıffin'de, Suriye sınırlarını tutmuş olan Muaviye ordusu ile karşılaştı. Kuvvetler, hafif çarpışmalar yaparak bir kaç ay savaştılar. Din kardeşlerinin kanını dökmenin dehşeti her iki tarafta da tekrar hissedilmekteydi ve savaşma arzusu çok kuvvetli değildi. Yine de, barış içinde yaşama konusunda yapılan uzun görüşmeler başarıya ulaşamadı ve Temmuz ayında Müslümanlar, tarihlerinde ikinci kez, müslümanlarla savaşmaya başladı. Savaş Hz. Ali'nin lehine devam etmekte iken, kurnaz Amr, Muaviye'ye, savaşı kimin kazandığı, belli olmayan bir şekilde sonuçlandıran bir hile teklif etti. Muaviye'nin askerleri, mızraklarının ucuna, Kur'an-ı Kerim nüshalarını veya yapraklarını takarak, mücadeleyi Allah'ın Kelamı ile -her ne kadar pratikte öyle olmasa da- kesmek istediklerinin göstergesi olarak yukarı kaldırdılar. Hz. Ali, kendisi istemediği halde, ordusundaki samimi müslümanlar tarafından, baskın taraf oldukları halde, ateşkes yapmaya zorlandı. Böylece, Kur'an-ı Kerim'in mucizevi gücü, Mü'minler arasındaki savaşı derhal bitirdi. Fakat esas mesele çözülmemiş olarak kaldı.
Aralarındaki meseleyi Kur'ani hükümlere uygun olarak çözmek üzere, her iki tarafın da aralarından birer hakem seçilmesine karar verilen bir anlaşma yapıldı. Hz. Ali'nin adayı- Ebu Musa el Eş'ari iken, Muaviye, Amr'ı temsilci seçmişti. Ebu Musa, tecrübeli bir askerdi ve iyi bir Kur'an alimi olarak tanınmıştı. Fakat Cemel Savaşına (656) katılmayı reddettiği için, Hz. Ali tarafından Küfe valiliğinden alındığından, iç savaşta tarafsız kalmıştı. Böylece Muaviye, hakemlik içinde kendini savunacak en İyi adamı seçerken, Hz. Ali taraftarları, haklı olduklarına o kadar inanmışlardı ki, kendilerini savunmak için tarafsız ve dindar birisini seçme konusunda o kadar ısrar ettiler. Bu arada, iki ordu üslerine, Muaviye'ninki Dırneşk'e, Hz. Ali'nin ki Kufe'ye çekilmiş ve böylelikle Sıffin savaşı yenen ve yenilen belli olmadan bitmişti. Mamafih, konuyla ilgili doğrular ve yanlışlar, sonraki asırlar boyunca tartışılacaktı. Bu olay, İslam'da bir daha iyileşmeyecek bir yara açılmasına sebep oldu.
Suriye valisi ve aynı zamanda (katledilen Halîfenin de ailesi olan) Ümeyye ailesinin yeni reisi Muaviye bin Ebu Süfyan, suikastçıların cezalandırılmasını isteyenlerden bir başka güçlü şahsiyetti. İsteğinin gerçekleşmemesi üzerine, sadakatinin, Hz. Osman'ın katilinin cezalandırılmasına bağlı olduğunu bildirerek, Hz. Ali'ye biat etmeyi reddetti. Daha önce Hz. Ali ve muhalifleri arasındaki savaşta tarafsız kalarak, zekice Hz. Ali idaresine açıkça meydan okuyacağı müsait fırsatı bekliyordu. Bu arada da, Hazreti Osman'ın kanlı gömleğini, Dımeşk'teki Ulu Caminin minberine asarak propaganda yapıyor ve Hz. Ali'ye karşı duyulan hıncı artırıyordu. Arap Devletinin ve tabii ki İslam'ın bir daha telafi edemediği bu trajik suikast olayından sonra, bu gömlek ile Hz. Osman'ın hanımı Naile'nin kopmuş parmakları, Medine'den Dimeşk'e kaçırılmıştı. Bu acaip amblem, intikam duygularının sakinleşmeye başladığı zamanlar için tutuluyordu.
Siyasi bir deha olan Muaviye, 20 yıla yakın bir süre, Suriye'yi başarılı bir şekilde yönetmiş ve kendisine sadık büyük bir ordu kurmuştu. Eğer lüzum görürse, ordusunu serbestçe İrak'a taşıyabilmek için, kendisine bir haraç ödemeleri şartıyla, Bizanslılarla ateşkes yaptı. Ayrıca, artık, Hz. Osman tarafından azledilen, fakat Muaviye'ye yakınlaşîırılan Mısır Fatihi Amr bin As gibi, güçlü ve zeki bir müşavire de sahipti. Bahar gelince, Hz. Ali, otoritesini ispatlama çabasıyla, Kuzey Batı İrak'tan harekete geçti ve Fırat'ın büyük kıvrımının akınlarında bir Roma sitesi viranesi olan Sıffin'de, Suriye sınırlarını tutmuş olan Muaviye ordusu ile karşılaştı. Kuvvetler, hafif çarpışmalar yaparak bir kaç ay savaştılar. Din kardeşlerinin kanını dökmenin dehşeti her iki tarafta da tekrar hissedilmekteydi ve savaşma arzusu çok kuvvetli değildi. Yine de, barış içinde yaşama konusunda yapılan uzun görüşmeler başarıya ulaşamadı ve Temmuz ayında Müslümanlar, tarihlerinde ikinci kez, müslümanlarla savaşmaya başladı. Savaş Hz. Ali'nin lehine devam etmekte iken, kurnaz Amr, Muaviye'ye, savaşı kimin kazandığı, belli olmayan bir şekilde sonuçlandıran bir hile teklif etti. Muaviye'nin askerleri, mızraklarının ucuna, Kur'an-ı Kerim nüshalarını veya yapraklarını takarak, mücadeleyi Allah'ın Kelamı ile -her ne kadar pratikte öyle olmasa da- kesmek istediklerinin göstergesi olarak yukarı kaldırdılar. Hz. Ali, kendisi istemediği halde, ordusundaki samimi müslümanlar tarafından, baskın taraf oldukları halde, ateşkes yapmaya zorlandı. Böylece, Kur'an-ı Kerim'in mucizevi gücü, Mü'minler arasındaki savaşı derhal bitirdi. Fakat esas mesele çözülmemiş olarak kaldı.
Aralarındaki meseleyi Kur'ani hükümlere uygun olarak çözmek üzere, her iki tarafın da aralarından birer hakem seçilmesine karar verilen bir anlaşma yapıldı. Hz. Ali'nin adayı- Ebu Musa el Eş'ari iken, Muaviye, Amr'ı temsilci seçmişti. Ebu Musa, tecrübeli bir askerdi ve iyi bir Kur'an alimi olarak tanınmıştı. Fakat Cemel Savaşına (656) katılmayı reddettiği için, Hz. Ali tarafından Küfe valiliğinden alındığından, iç savaşta tarafsız kalmıştı. Böylece Muaviye, hakemlik içinde kendini savunacak en İyi adamı seçerken, Hz. Ali taraftarları, haklı olduklarına o kadar inanmışlardı ki, kendilerini savunmak için tarafsız ve dindar birisini seçme konusunda o kadar ısrar ettiler. Bu arada, iki ordu üslerine, Muaviye'ninki Dırneşk'e, Hz. Ali'nin ki Kufe'ye çekilmiş ve böylelikle Sıffin savaşı yenen ve yenilen belli olmadan bitmişti. Mamafih, konuyla ilgili doğrular ve yanlışlar, sonraki asırlar boyunca tartışılacaktı. Bu olay, İslam'da bir daha iyileşmeyecek bir yara açılmasına sebep oldu.