Salvo
Kayıtlı Üye
900 Samani Hükümdarlığı
Sekizinci asrın ilk yarısında, Belh viyayetinde bir toprak sahibi olan Saman Huda adında, müslüman olmuş birisi Emevilerin Horasan genel valisi ile dostluk kurmuş ve ona 737'de Türk istilacıları yenmesinde yardım etmişti. O zamandan beri bu İranlı aile, Arap dostlarına sadık kalmıştı; oğlu Esad ilk dönem Abbasilerine hizmet etmişti. Bir asır sonra, aile, Esad'ın dört oğlunun hem Abbasiler hem de Tahiriler tarafından Semerkand, Fergana, Şaş ve Herat vilayetlerinin valileri olarak atanmalarıyla, bölgede önemli bir nüfuz ve ayak basacak bir yer kazanmışlardı.
873'de, taraftarlarının çoğunluğu eşkiya ve sapık fikirli kişiler olan Yakup el-Saffar, hızlı bir şekilde güçlenerek Tahiri Devletini yıkıp bunu Horasan'a bağlamasıyla ciddi bir tehdit unsuru olmaya başlamıştı. 875'de Yakup Bağdat'a bile saldırmaya cüret ederek başkentin 50 mil yakınına kadar geldi, fakat bir sonraki yıl yenilerek geri püskürtüldü. Samani ailesi o kadar büyük bir önem kazanmıştı ki, Halife el-Mutemid (h. 870-92), Saman'ın dört torunundan birinin oğlu olan Nasr bin Ahmet'i, Saffarilerin yayılmalarını kontrol altına almak amacıyla Maveraünnehir valiliğine atadı (875). Nasır bu görevi 892'deki ölümüne kadar sürdürdü ve aile böylece bağımsız bir statü kazandı.
Tahiriler gibi Samaniler de Abbasiler'in sadık destekçisi oldular. Bunlar da, (914-43 arasında hüküm süren II. Nasr muhtemelen bir istisnaydı.) genel statükoyu temsil eden Sünni inancına sahiptiler. Fakat Bağdat'tan gelen tayin nişanı haricinde, otonomdular. Topraklar ancak kılıçla kazanılabildiğinden, bu atamalar her ne kadar toprak artışı sağlamıyorsa da, bunlar pek çok insanın gözünde büyüttüğü meşruiyetin yerel idarecilere Halife tarafından verildiğinin bir göstergesi de bu sebeble de otoritenin sağlanması ve emniyet altına alınmasında önemli bir araçtı. Samaniler, devletin Kuzey sınırlarını, bozkırlardan gelen putperest Türk kabilelerinin saldırılarına karşı emniyet altına alarak ve bu bereketli ve zengin vilayette iyi bir iç idari sistem kurarak, hakimiyetlerini sağlam bir temele oturtmuşlardı.
Yakup ve Nasr'dan sonra, ikisinin de yerlerine kardeşleri Amr ve İsmail geçmişlerdi. 900'de, İsmail kuvvetli bir orduyla Amu Derya'yı geçti ve daha sonra Bağdat'taki halifeye gönderilerek, orada esir iken ölen liderleri Amr'ı esir ederek, Saffarileri dağıttı. Saffari Devleti böylece yıkıldı ve sırasıyla Samaniler, Gazneliler, Selçuklular ve Moğollar zamanlarında altı asır daha varlığını bir gölge gibi sürdüren hanedanlık ailesinin statüsü, Sicistan'ın yerel ve tebadan yöneticileri durumuna düşürüldü.
Samaniler -üçüncü İraniı hanedanlık- güçlerinin zirvesine, ailesinin en büyük hükümdarı olan II. Nasr'ın, Doğu İran'ın bütününe (Doğuda Hindistan sınırına varıyordu), Maveraünnehir'e ve Taberistan'a hükmettiği dönemde ulaştı. Bunların akıllı ve enerjik hakimiyetleri döneminde sanayinin ve ticaretin gelişmesi, İran'ı, Çin, Irak, Doğu Avrupa ve İskandinavya'ya bağiayan kervan yolunun merkezinde bulunan bölgeye zenginlik getirdi. Samaniler aynı zaman da büyük sanat, edebiyat ve ilim hamileriydiler ve Arap ve İran düşüncelerinin bir araya gelerek, Bağdat'a rekabet edebilecek bir ilmi seviyeye ulaşan Semerkand'ın yanında, başkent Buhara'yı da mükemmel bir ilim merkezi yaptılar. Buhara Sarayında, hepsi de büyük Buhara kütüphanesinde çalışan, ilk eserlerini bu dönemde veren ve en meşhur İranlı şairlerden birisi olan Firdevsi (ykl. 934-1020), “Yeni Farsça'da” ilk defa şiir yazmakla tanınan Rudaki (ö. 940), hemşehrisi el-Taberi'nin (839-923) muazzam Dünya Tarihi'nin özel bir versiyonunun Farsça'ya tercüme eden (963) Belami, eserlerinin büyük bir bölümü tıp hakkında olan Razi (ykl. 865-925) ve meşhur doktor-alim İbn-i Sina (980-1037) gibi pek çok büyük ilim adamı yetişti. Arapça Üİm dili olarak kaldı, fakat asil bir Sasani ailesinden geldiklerini ı iddia eden ve İran kültürünün ateşli bir hayranı olan Samaniler, iki buçuk asırdır Arapça'nın gölgesinde kalan İran dili ve edebiyatını[76] ihya edilmesini de teşvik ettiler. Bu dönem, İranlıların milli duygularını yeniden canlandırarak öne çıkardıkları bir dönem oldu.
Asırlık Samani hakimiyetinin diğer iki özelliği de, putperest Türkleri Müslüman yapmaları ve bu dönemde de zirveye ulaşan köle ticareti idi. Samanilerin bu iki olayda oynadıkları rol, daha sonraki asırlarda, dünya tarihi açısından çok önemli sonuçlar doğurdu. Bütün Türklerin sonunda Müslüman olmaları bunların çabaları sayesinde oldu. Samanilerin Sünniliğe yakınlıklarından dolayı, Türklerin çoğunluğu da Sünniliğin taraftarı oldu. Ayrıca, Bağdat ve diğer yerlerde askeri hizmetler için revaçta olan Bozkır Türkü köleler, sınır kasabalarına yapılan saldırılarda esir alınıyor ve ihraç ediliyorlardı.
İslam ordusuna girdikten sonra, bir köle en üst seviyede komutanlığa kadar çıkabiliyordu ve bazıları bunu yaptılar, hatta kendi hanedanlıklarını bile kurdular. Abbasiler gibi Samaniler de, çok sayıda Türk köleyi memur ve asker olarak istihdam etme hatasını yaptılar ve bu köleler yavaş yavaş güçlendiler, hatta efendilerinden daha güçlü oldular. Sürpriz bir şekiide Orta Asya'dan kalkıp, Sünni oldukları için kendilerine karşı cihat etmek için yeterince destek sağlanamadığından ciddi bir direnişle karşılaşmadan 999'da Buhara'yı ele geçirenler, Müslüman olmuş Karahanlı (veya İlek Han) Türk komutanlarıydı. Altı yıl sonra, Doğudan K-rahanlılar, Güneyden Gazneliler (asker-köle kökenli) tarafından sıkıştırılan son Samani hükümdarı II. İsmail, savaşta hayatını kaybetti. O dönemlerle Gazneliler, meşhur komutanları Gazneli Mahmut (h. 998-1030) idaresinde, müthiş bir hızla topraklarını genişletmekteydiler. Samani hakimiyeti bittikten sonra, bölge Karahanlılar ve Gazneli Mahmut arasında paylaşıldı. Amu Derya sınır olarak belirlendi ve Karahanlılar Maveraünnehir'i alırken, Gazneliler Horasan'ı topraklarına kattılar.
Sekizinci asrın ilk yarısında, Belh viyayetinde bir toprak sahibi olan Saman Huda adında, müslüman olmuş birisi Emevilerin Horasan genel valisi ile dostluk kurmuş ve ona 737'de Türk istilacıları yenmesinde yardım etmişti. O zamandan beri bu İranlı aile, Arap dostlarına sadık kalmıştı; oğlu Esad ilk dönem Abbasilerine hizmet etmişti. Bir asır sonra, aile, Esad'ın dört oğlunun hem Abbasiler hem de Tahiriler tarafından Semerkand, Fergana, Şaş ve Herat vilayetlerinin valileri olarak atanmalarıyla, bölgede önemli bir nüfuz ve ayak basacak bir yer kazanmışlardı.
873'de, taraftarlarının çoğunluğu eşkiya ve sapık fikirli kişiler olan Yakup el-Saffar, hızlı bir şekilde güçlenerek Tahiri Devletini yıkıp bunu Horasan'a bağlamasıyla ciddi bir tehdit unsuru olmaya başlamıştı. 875'de Yakup Bağdat'a bile saldırmaya cüret ederek başkentin 50 mil yakınına kadar geldi, fakat bir sonraki yıl yenilerek geri püskürtüldü. Samani ailesi o kadar büyük bir önem kazanmıştı ki, Halife el-Mutemid (h. 870-92), Saman'ın dört torunundan birinin oğlu olan Nasr bin Ahmet'i, Saffarilerin yayılmalarını kontrol altına almak amacıyla Maveraünnehir valiliğine atadı (875). Nasır bu görevi 892'deki ölümüne kadar sürdürdü ve aile böylece bağımsız bir statü kazandı.
Tahiriler gibi Samaniler de Abbasiler'in sadık destekçisi oldular. Bunlar da, (914-43 arasında hüküm süren II. Nasr muhtemelen bir istisnaydı.) genel statükoyu temsil eden Sünni inancına sahiptiler. Fakat Bağdat'tan gelen tayin nişanı haricinde, otonomdular. Topraklar ancak kılıçla kazanılabildiğinden, bu atamalar her ne kadar toprak artışı sağlamıyorsa da, bunlar pek çok insanın gözünde büyüttüğü meşruiyetin yerel idarecilere Halife tarafından verildiğinin bir göstergesi de bu sebeble de otoritenin sağlanması ve emniyet altına alınmasında önemli bir araçtı. Samaniler, devletin Kuzey sınırlarını, bozkırlardan gelen putperest Türk kabilelerinin saldırılarına karşı emniyet altına alarak ve bu bereketli ve zengin vilayette iyi bir iç idari sistem kurarak, hakimiyetlerini sağlam bir temele oturtmuşlardı.
Yakup ve Nasr'dan sonra, ikisinin de yerlerine kardeşleri Amr ve İsmail geçmişlerdi. 900'de, İsmail kuvvetli bir orduyla Amu Derya'yı geçti ve daha sonra Bağdat'taki halifeye gönderilerek, orada esir iken ölen liderleri Amr'ı esir ederek, Saffarileri dağıttı. Saffari Devleti böylece yıkıldı ve sırasıyla Samaniler, Gazneliler, Selçuklular ve Moğollar zamanlarında altı asır daha varlığını bir gölge gibi sürdüren hanedanlık ailesinin statüsü, Sicistan'ın yerel ve tebadan yöneticileri durumuna düşürüldü.
Samaniler -üçüncü İraniı hanedanlık- güçlerinin zirvesine, ailesinin en büyük hükümdarı olan II. Nasr'ın, Doğu İran'ın bütününe (Doğuda Hindistan sınırına varıyordu), Maveraünnehir'e ve Taberistan'a hükmettiği dönemde ulaştı. Bunların akıllı ve enerjik hakimiyetleri döneminde sanayinin ve ticaretin gelişmesi, İran'ı, Çin, Irak, Doğu Avrupa ve İskandinavya'ya bağiayan kervan yolunun merkezinde bulunan bölgeye zenginlik getirdi. Samaniler aynı zaman da büyük sanat, edebiyat ve ilim hamileriydiler ve Arap ve İran düşüncelerinin bir araya gelerek, Bağdat'a rekabet edebilecek bir ilmi seviyeye ulaşan Semerkand'ın yanında, başkent Buhara'yı da mükemmel bir ilim merkezi yaptılar. Buhara Sarayında, hepsi de büyük Buhara kütüphanesinde çalışan, ilk eserlerini bu dönemde veren ve en meşhur İranlı şairlerden birisi olan Firdevsi (ykl. 934-1020), “Yeni Farsça'da” ilk defa şiir yazmakla tanınan Rudaki (ö. 940), hemşehrisi el-Taberi'nin (839-923) muazzam Dünya Tarihi'nin özel bir versiyonunun Farsça'ya tercüme eden (963) Belami, eserlerinin büyük bir bölümü tıp hakkında olan Razi (ykl. 865-925) ve meşhur doktor-alim İbn-i Sina (980-1037) gibi pek çok büyük ilim adamı yetişti. Arapça Üİm dili olarak kaldı, fakat asil bir Sasani ailesinden geldiklerini ı iddia eden ve İran kültürünün ateşli bir hayranı olan Samaniler, iki buçuk asırdır Arapça'nın gölgesinde kalan İran dili ve edebiyatını[76] ihya edilmesini de teşvik ettiler. Bu dönem, İranlıların milli duygularını yeniden canlandırarak öne çıkardıkları bir dönem oldu.
Asırlık Samani hakimiyetinin diğer iki özelliği de, putperest Türkleri Müslüman yapmaları ve bu dönemde de zirveye ulaşan köle ticareti idi. Samanilerin bu iki olayda oynadıkları rol, daha sonraki asırlarda, dünya tarihi açısından çok önemli sonuçlar doğurdu. Bütün Türklerin sonunda Müslüman olmaları bunların çabaları sayesinde oldu. Samanilerin Sünniliğe yakınlıklarından dolayı, Türklerin çoğunluğu da Sünniliğin taraftarı oldu. Ayrıca, Bağdat ve diğer yerlerde askeri hizmetler için revaçta olan Bozkır Türkü köleler, sınır kasabalarına yapılan saldırılarda esir alınıyor ve ihraç ediliyorlardı.
İslam ordusuna girdikten sonra, bir köle en üst seviyede komutanlığa kadar çıkabiliyordu ve bazıları bunu yaptılar, hatta kendi hanedanlıklarını bile kurdular. Abbasiler gibi Samaniler de, çok sayıda Türk köleyi memur ve asker olarak istihdam etme hatasını yaptılar ve bu köleler yavaş yavaş güçlendiler, hatta efendilerinden daha güçlü oldular. Sürpriz bir şekiide Orta Asya'dan kalkıp, Sünni oldukları için kendilerine karşı cihat etmek için yeterince destek sağlanamadığından ciddi bir direnişle karşılaşmadan 999'da Buhara'yı ele geçirenler, Müslüman olmuş Karahanlı (veya İlek Han) Türk komutanlarıydı. Altı yıl sonra, Doğudan K-rahanlılar, Güneyden Gazneliler (asker-köle kökenli) tarafından sıkıştırılan son Samani hükümdarı II. İsmail, savaşta hayatını kaybetti. O dönemlerle Gazneliler, meşhur komutanları Gazneli Mahmut (h. 998-1030) idaresinde, müthiş bir hızla topraklarını genişletmekteydiler. Samani hakimiyeti bittikten sonra, bölge Karahanlılar ve Gazneli Mahmut arasında paylaşıldı. Amu Derya sınır olarak belirlendi ve Karahanlılar Maveraünnehir'i alırken, Gazneliler Horasan'ı topraklarına kattılar.