perii
Banned
Öyle bir ortamdayız ki, bir türlü doğruyu algılayıp, teslim olamıyoruz. Doğrulardan kaçıp, yalan limanına sığınmaya çalışıyoruz. Oysa Allah(cc) doğru olmamızı buyuruyor, bizlerse bu emri sadece dinliyor, ama başkalarının hatırına uygulamasını bir türlü yapmıyoruz.
26 Kasım 2009, İsmail Müftüoğlu
(ajans5.)
Öyle bir ortamdayız ki, bir türlü doğruyu algılayıp, teslim olamıyoruz. Doğrulardan kaçıp, yalan limanına sığınmaya çalışıyoruz. Oysa Allah(cc) doğru olmamızı buyuruyor, bizlerse bu emri sadece dinliyor, ama başkalarının hatırına uygulamasını bir türlü yapmıyoruz.
Peygamberimiz de doğru olmayanlarla birlik olmamamızı emrediyor, ne var ki ümmet olarak bu emre de kulak asmıyor ve duymamaya çalışıyor, böylece kendimizi aldatıyoruz.
Mezhep imamları İmam-ı Azam, İmam Şafi, İmam Maliki ve İmam Hanbeli de ömürleri boyunca hep doğru olanı dillendirmiş ama onlara tabi olduğunu söyleyenler, bir türlü doğruya yaklaşmamak için, bir nevi maraton koşucusu gibi o doğrulardan uzaklaşıyor.
Her dönemde doğruları haykıran Ebu Suudlar, İbn-i Kemaller, Üftadeler, Aziz Mahmut Hüdailer, Hacı Bayram Veliler, Mevlana Celaleddinler, Hacı Bektaşi Veliler, Sünbül Sinanlar, Şabanı Veliler, Yahya Efendiler, Somuncu, Gözcü, Zuhurat Babalar, Emir Sultanlar, Mehmet Zahit, Sami ve Mahmut Efendiler ve nicelerinin seslerini bize ulaştırabildiklerini söyleyebiliyor muyuz?
Bediüzzaman Saidi Nursi’nin hayatı pahasına doğruları bayraklaştırmak için ve neslin imanını kurtarmak için zindanlarda ömür geçirdiğini, bir doğru için gerekirse can feda edeceğini bütün cihana duyurduğunu, ne kadarımız biliyoruz? Bizler yukarıda isimlerini saydığımız zat-ı muhteremlerin talimatlarına sırt çeviriyor, taassupkarane siyasilerin yalan, dolanlarına kulak veriyor, böylece de yolumuzu sapıtıyoruz. Bir nevi yalancılara, soygunculara, arsızlara iltifat etmekten uzak durmuyoruz. Tacirler sahte mal satıyor, yalan konuşuyor, görmemezlikten geliyoruz. Siyasetçinin, bürokratın yalanı meslek haline getirdiğini bile bile, yalanlarını dillendirmekten kaçınıyoruz.
Yalanlar alkışlanıyor, doğru söyleyenler yedi köyden kovuluyor. Oysa yalan insanı zillete, doğru ise insanı izzete ulaştırır. Haram lokma midemize indiği için, her alanda zillete itibar ediliyor ve haksızlıklara karşı suskunluk marifet sayılıyor. Allah’ın sevdiklerine tarizlerde bulunanlara karşı susuyor, ama siyasilere karşı vaki tenkitlere tahammül gösteremiyoruz.
Dünyamızda ve bilhassa ülkemizde, ülkemizin de her alanında yalana iltifat meslek haline geldi. Oysa yalanın olduğu yerden doğru uzaklaşır ve kaos toplumun üzerine çöreklenir. İdrak ve izan sahibi olması gereken ak saçlılar ne zaman uyanacak ve ne zaman doğru olanları savunacak? Ne zaman yandaş, karındaş, arkadaş hatırını terk edip, Allah ve resulünün hatırını ön plana alıp, doğruyu söyleyecek? Ne zaman doğruları haykırıp, arşa yükseltecek?
Allah (cc) “Ey insanlar, Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin” (Ahzap, 70) buyurmaktadır.
Ne zaman doğruyu arayanlar bir araya gelecek, ne zaman saflarını sıklaştıracak, ne zaman dünyevileşmekten vazgeçip, O’na, resulüne, alimlere tabi olacak, yalanın her türlüsünden kaçınacak? Ne zaman iblislerin yolunu terk edip, Allah’ın çizdiği doğru yola tabi olacak?
Ömür nefes alıp verme kadar kısadır. Hala bunu akletmeyecek miyiz? Ne zaman zalimlerden uzaklaşacak ve ne zaman selamet ve saadet limanına yanaşacağız? Ne zaman haram yemekten, ne zaman böbürlenmekten uzaklaşıp, mütevazi olmanın lezzetini tadacağız? Ne zaman tövbe edip, milleti manüpile etmekten kaçınacağız?
Yoksa yaptıklarımız kaydedilmiyor mu zannediyoruz? Yoksa ölmeyeceğimize mi inanıyoruz? Geldiğimiz gibi gideceğiz ve her yaptığımızın hesabını da mutlaka vereceğiz. Bu hesap vermede, ancak Allah (cc) ve O’nun müsaadesi tahtında Resulullah ve onlara tabi olan alimlerin şefaati olabilecek. Asla siyasi genel başkanların, zenginlerin, makam ve mevki sahiplerinin değil. Onun için Allah (cc) “Ey iman edenler hepiniz birlikte İslam’a girin, şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o size apaçık düşmandır” (Bakara, 208) buyurmaktadır.
İnananlar bir araya gelip, aynı safta yerlerini almalı ve Bediüzzaman’ın “Hem eğer başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa, her gün biri kesilse, hakikat-i Kur’âniyeye feda olan bu başı zendekaya ve küfr-ü mutlaka eğmem ve bu hizmet-i imaniye ve nuriyeden vazgeçmem ve geçemem.” (Şualar sh: 351) sözünü kulaklarına küpe yapmalı ve daima doğruda birleşmeli. Firavunlara, Karunlara, tiranlara, yalanlara, dolanlara iltifat etmemeli. Ölmeden doğruya teslim olmalı.
26 Kasım 2009, İsmail Müftüoğlu
(ajans5.)
Öyle bir ortamdayız ki, bir türlü doğruyu algılayıp, teslim olamıyoruz. Doğrulardan kaçıp, yalan limanına sığınmaya çalışıyoruz. Oysa Allah(cc) doğru olmamızı buyuruyor, bizlerse bu emri sadece dinliyor, ama başkalarının hatırına uygulamasını bir türlü yapmıyoruz.
Peygamberimiz de doğru olmayanlarla birlik olmamamızı emrediyor, ne var ki ümmet olarak bu emre de kulak asmıyor ve duymamaya çalışıyor, böylece kendimizi aldatıyoruz.
Mezhep imamları İmam-ı Azam, İmam Şafi, İmam Maliki ve İmam Hanbeli de ömürleri boyunca hep doğru olanı dillendirmiş ama onlara tabi olduğunu söyleyenler, bir türlü doğruya yaklaşmamak için, bir nevi maraton koşucusu gibi o doğrulardan uzaklaşıyor.
Her dönemde doğruları haykıran Ebu Suudlar, İbn-i Kemaller, Üftadeler, Aziz Mahmut Hüdailer, Hacı Bayram Veliler, Mevlana Celaleddinler, Hacı Bektaşi Veliler, Sünbül Sinanlar, Şabanı Veliler, Yahya Efendiler, Somuncu, Gözcü, Zuhurat Babalar, Emir Sultanlar, Mehmet Zahit, Sami ve Mahmut Efendiler ve nicelerinin seslerini bize ulaştırabildiklerini söyleyebiliyor muyuz?
Bediüzzaman Saidi Nursi’nin hayatı pahasına doğruları bayraklaştırmak için ve neslin imanını kurtarmak için zindanlarda ömür geçirdiğini, bir doğru için gerekirse can feda edeceğini bütün cihana duyurduğunu, ne kadarımız biliyoruz? Bizler yukarıda isimlerini saydığımız zat-ı muhteremlerin talimatlarına sırt çeviriyor, taassupkarane siyasilerin yalan, dolanlarına kulak veriyor, böylece de yolumuzu sapıtıyoruz. Bir nevi yalancılara, soygunculara, arsızlara iltifat etmekten uzak durmuyoruz. Tacirler sahte mal satıyor, yalan konuşuyor, görmemezlikten geliyoruz. Siyasetçinin, bürokratın yalanı meslek haline getirdiğini bile bile, yalanlarını dillendirmekten kaçınıyoruz.
Yalanlar alkışlanıyor, doğru söyleyenler yedi köyden kovuluyor. Oysa yalan insanı zillete, doğru ise insanı izzete ulaştırır. Haram lokma midemize indiği için, her alanda zillete itibar ediliyor ve haksızlıklara karşı suskunluk marifet sayılıyor. Allah’ın sevdiklerine tarizlerde bulunanlara karşı susuyor, ama siyasilere karşı vaki tenkitlere tahammül gösteremiyoruz.
Dünyamızda ve bilhassa ülkemizde, ülkemizin de her alanında yalana iltifat meslek haline geldi. Oysa yalanın olduğu yerden doğru uzaklaşır ve kaos toplumun üzerine çöreklenir. İdrak ve izan sahibi olması gereken ak saçlılar ne zaman uyanacak ve ne zaman doğru olanları savunacak? Ne zaman yandaş, karındaş, arkadaş hatırını terk edip, Allah ve resulünün hatırını ön plana alıp, doğruyu söyleyecek? Ne zaman doğruları haykırıp, arşa yükseltecek?
Allah (cc) “Ey insanlar, Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin” (Ahzap, 70) buyurmaktadır.
Ne zaman doğruyu arayanlar bir araya gelecek, ne zaman saflarını sıklaştıracak, ne zaman dünyevileşmekten vazgeçip, O’na, resulüne, alimlere tabi olacak, yalanın her türlüsünden kaçınacak? Ne zaman iblislerin yolunu terk edip, Allah’ın çizdiği doğru yola tabi olacak?
Ömür nefes alıp verme kadar kısadır. Hala bunu akletmeyecek miyiz? Ne zaman zalimlerden uzaklaşacak ve ne zaman selamet ve saadet limanına yanaşacağız? Ne zaman haram yemekten, ne zaman böbürlenmekten uzaklaşıp, mütevazi olmanın lezzetini tadacağız? Ne zaman tövbe edip, milleti manüpile etmekten kaçınacağız?
Yoksa yaptıklarımız kaydedilmiyor mu zannediyoruz? Yoksa ölmeyeceğimize mi inanıyoruz? Geldiğimiz gibi gideceğiz ve her yaptığımızın hesabını da mutlaka vereceğiz. Bu hesap vermede, ancak Allah (cc) ve O’nun müsaadesi tahtında Resulullah ve onlara tabi olan alimlerin şefaati olabilecek. Asla siyasi genel başkanların, zenginlerin, makam ve mevki sahiplerinin değil. Onun için Allah (cc) “Ey iman edenler hepiniz birlikte İslam’a girin, şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o size apaçık düşmandır” (Bakara, 208) buyurmaktadır.
İnananlar bir araya gelip, aynı safta yerlerini almalı ve Bediüzzaman’ın “Hem eğer başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa, her gün biri kesilse, hakikat-i Kur’âniyeye feda olan bu başı zendekaya ve küfr-ü mutlaka eğmem ve bu hizmet-i imaniye ve nuriyeden vazgeçmem ve geçemem.” (Şualar sh: 351) sözünü kulaklarına küpe yapmalı ve daima doğruda birleşmeli. Firavunlara, Karunlara, tiranlara, yalanlara, dolanlara iltifat etmemeli. Ölmeden doğruya teslim olmalı.