İyilikler biriktirilebilir mi........?

LaNéDLy qHz

Bayan Üye
Ayağımızı kaydıran tuhaf bir bahanedir. Sanki çok büyüktür sermayemiz. Harcansa bitmeyecek
gibidir kazandıklarımız. Ucundan kıyısından tırtıklanmasına razı olur gibiyiz. Ben sizin adınıza itiraf ediyorum.
“Nasılsa çokça sevabım var, azıcık eksilse de, kenarından yense de çok şey kaybetmem herhalde…”
Böylece birikmiş (mi?) sevaba güvenip günahın avuçlarına bırakırız kendimizi. Sormadığımız
soru ise uzaktan dudak büküp seyreder bizi: “İyi de sevap biriktirilebilir mi? Üste üste konulabilir mi iyilikler?”




Bir şeyi biriktirmemiz için harcadığımızın kazandığımızdan az olması gerekir değil mi?
Bir şeyleri üst üste koyabilmek için elimizde kalanın elimizden çıkanlardan çok olması beklenir değil mi?
Bir iyilik edebilmemiz için bedenimiz için yapılan harcamalar, dünyamızın ayakta durması
için gerekli masraflar, bizim ürettiğimiz iyilikten çok çok fazladır. Mesela, bir an sadece
bir defalık “Elhamdülillah…” diyerek nefesimizle, sesimizle ürettiğimiz şükür için, yıllar öncesinden
peygamberler gönderilmiş olması, onların sözünün ve sesinin yüzyıllar içinde
milyonlarca güzel insanın akıl almaz çileleriyle bize ulaştırılmış olması gerekmiştir.
Ayrıca, o andaki şükrü üretebilmemiz için bize doğduğumuz (hatta doğumumuzdan da önce)
andan itibaren sayısız nimet verilmesi, sevdiklerimizle ve hatıralarımızla o an’a taşınmış
olmamız gerekir. O an şükrettiğimiz şeyi tadacak zevk, duygu, dil, damak, dudak,
mide, göz, koklama gibi sayısız yeteneklerimizin hazır edilmiş olması gerekir. Hiçbirimiz
az önce hiç olduğumuz, biraz sonra da yokluğa düşeceğimizi bildiğimiz bir sürpriz
“an”ın içinde lezzetleri tadamayız. Alışıklıktır lezzetleri büyüten. Tanıdıklıktır mutlulukları
derinleştiren. Gafletle de olsa hiç bitmeyecek sanmakla mümkün olur sahici bir hazzın
dudağına dokunmak. Yaşadığımız her sıradan an sıra dışı hazırlıkların zirvesinde sunulur bize.
Ayrıca, tek bir şükre yetecek nefesimiz verilirken, güneşin tepemizde duruyor, yıldızların
üzerimizde bekliyor, dünyanın altımızda dönüyor olması da gerekir… Bize yapılan yatırımlar
karşısında üretebildiklerimize bir bakabilseydik, hiç şüphesiz işten atılası bir işçi gibi yerin
dibine girmek isterdik. Dil ucuyla olsun ürettiğimiz bir şükür için kâinat bir uçtan bir uca hazır
ediliyor ayağımızın altında. Üretim hızımız tüketim hızımıza kıyasla öyle az ki…
Hadi bütün zamanlarımızı iyilik üretmeye harcıyoruz diyelim. Ne kadar kaliteli ürün ortaya
çıkardığımız sorgulanmalı değil mi? Ne kadar sahici söyledik “Elhamdülillah”ı meselâ?
Anlamına kendimizi ne kadar kattık? Hem sonra, “Elhamdülillah…”
diyebilenler arasında olmak da bir nimet değil mi? “Elhamdülillah” diyebilen azlardan
olma nimetine, “Êlhamdüilllah”ına karşılık ebedî karşılıklar bekleme ayrıcalığına karşılık yeni “
Elhamdülillah”lar demeler borçlandığımız ortadayken, ürettiğimiz şükürleri stokladığımızı
söyleyebilir miyiz? Ürettikçe daha çok hamd borçlanmıyor muyuz bize hamd etmeyi öğreten
ve hamd edilesi nimetler veren Tedarikçimize?
Üst üste koyabilmek için sevaplarımızı elimizden kalanın elimizden çıkandan fazla olması
gerekiyor. Ya iğrenç bir gıybetin yangınında kül etmişsek elimizdekileri?
Ya amansız hasetlerin seline kaptırmışsak depoladıklarımızı? Ya ürettiklerimizin hepsi
de defolu diye pazara bile sürülmemişse?
Nasıl olur da sevabımıza güveniriz şu halde? Hele de ucundan kıyısından tüketilebilecek
kadar garanti sanmakla yeni bir kötülük ürettiğimizi bile bilmeyecek kadar gafilsek,
nerede sermayemiz, nerede biriktirdiklerimiz?
Her anın dizi dibinde sevap müflisi bir yoksul gibi, yüzümüz yerde, boynumuz
bükük dua etmeliyiz, dua etmeliyiz, dua etmeliyiz. Rabbimizin katında bize saklanmış
merhameti ve bağışı, kendi biriktirdiklerimizden daha çok, daha çok, daha çok bilmeliyiz.
Senai Demirci
 
bayigram takipçi satın al instagram beğeni satın al instagram takipçi satın al tiktok takipçi satın al Buy Followers bugün haber
bypuff
Geri
Üst