İstanbulun içinde kalan son son satırlarım…

4MinoRMacH1Né

Hard Work Beats Talent
Kayıtlı Üye
İstanbul un içinde kalan son son satırlarım…

Sen saçları mavi olan sarayları, hanları, hamamları saçalrına toka eden büyük şehir...
üstünden geçip giden gemileri saçlarına tarak yapan sülün saçlı güzel...
boynuna küçük boncuklar içinde hapsedilen insanların yaşadığı güzel dilber...

bir hayatı içinde yaşamaya değer kılacak kadar büyük olan gözlerini yumduğunda geceyi kadere yenik düşüren, senin içinde olmanın derin sancısını çeken küçük yüreklere ev sahibi olan ellerin...
bittiğinde herşeyi anlayan insan oğluna gözlerin açıken ellerine aşkı doldurup bu dünyada yüreklerini yakan dalgalı saçların...

İstanbul hiç dönüp baktın mı aynaya kaç yüreği yaktın gördün mü?
Suskunluğunun kalabalık caddelerde kaç kişinin sesini bastırdığını biliyor musun ?
Sen kederi, kader diyip kaç kere geçiştirdin ?
Gözlerine kaç kere yaş düştü sen gelenide çok gördün gideni de...

ben sana niye düşmanım hiç sordun mu kendine ?
sokaklarında birini bıraktım... uzun bir masal ister gene dinleme istersen gene büyük kalabalıklarda " senide boğarım" de!..
Uzun bir masal... hani sen hep anlatıyorsun ya insanlara adımlarını senin vücuduna bastıkları anda...
Bu masaların hiç biri senin masalın değil senin dinlediğin gözlerini diktiğin bir tek güzel senmişçesine inandığın kıskandığın fısıltılardı...

Adın İstanbul sensizliğin şehri…
Gözlerime birkaç damlayı düşüren sonra onları bile kıskanan onlarıda benden alan yerlerine birkaç damla kanı yüreğime bırakan sen…
Bende sevdim senin üstünde birini gözlerim tek onu gördü ellerim sadece onu tutu kader bir tek senin kollarında keşke oluyor İstanbul…
Hayallerin şehrisin ama herkes şunu biliyor İstanbul sen hayalin ta kendisisin…

Seni sana nasıl bu kadar iyi anlatıyorum biliyor musun sana benzeyen birini sevdim yürüğü yerleri sessizce yalanları ile sana benzeten biriydi…
Hani demiştim ya sen gelenide gidenide çok gördün o’da sana benziyordu her “güle güle diye uğurladığında beni başka birine “ hoş geldin” diyordu…
Senin gibi yüreğinin kiralık odaları vardı…
Kelimeleri senin gibi kalabalık bir o kadarda kendinden uzaktı…
Senin yaptığın gibi herkese hayallerini alıp bunları bana sen verdin dedikten sonra başarısızlıkta sen beni kandırdın diyecek kadar kahpeydi…
Senin gibi güçsüz zamanları olmayan eğer bir gün böyle bir şey olursa diye senin gibi kocaman bir denizi kendini içine hapsetmiş orda her şeyi boğabilecek güce sahip olan birini sevdim…
En nihayetinde bende kapıldım… gözlerim onun dışında bir şey görmez oldu…

Ne zaman anladım biliyor musun senin içinde birinin sevmenin ölüm olduğunu senin her şeyi alacağını…
Saçlarına tarak yaptığın her gün saçlarını tarıyan o gemilere dertlerini yükleyip her sabaha yeniden doğduğunu ve benim gemilerimin de senin yüklerinle dolu olduğunu anladığımda...
Ve hepsinin bir daha geri dönmeyeceğini…
O gitti hemde elini bana sallarken senin kadar küstahtı…
Kader sanki onun ellerinden yazılmış ama senin dudaklarından okunmuştu İstanbul…

Şimdi senden uzaktayım İstanbul… ve içinde yaşıyan istanbulun kızı…
Parmaklarımda bir sızı gözümde senden geriye kalan birkaç damla göz yaşı ile yazıyorum bu satırları...
Yağmurlar ıslattı üzerimdeki her şeyi gidişin dayanılmaz yorgunluğu var üzerimde…
Çekip giden biri gibi hissediyorum ama gerçekte ne olduğunu da biliyoruz İstanbul “Sen,ben birde o”
Sen biliyorum hiçbir şey olmamış gibi devam edeceksin yatına gene hoş geldiler güle güleler sen sana laik olmayacak kadar büyük bir yalancısın! herkes biliyor ya bunu ama dedikleri “hayat yalan”
Senin herkese gösterecek bir yüzün yok sevgili senin herkese verecek bir yüreğin var parça parça verdiğin kalbini kiralık kullandığın İstanbul benzettiğin kocaman bir derya…
Kör ebe oynan sokakları olan her bulduğuna sarılıp içindekileri döktüğün sonrada istanbul gibi kocaman bir denizde boğduğun küçük gemiler hepsi…
Bir gün sende benim gibi susacaksın küçük kız çoçuğu kör ebe bitecek oyunlar biticek İstanbul gibi kırışıklar yüzüne oturacak…
“Ah nerde o eski İstanbul” dedikleri gibi sanada diyecekler “ah nerde o”…
Ben beni sana bıraktım çünkü öğrendim ki İstanbul her gelenden bir şey alıyor sarmaşıklar arasında bırakıyor kaderleri sarıyor etrafını bir daha bırakmamacasına bende sana beni bıraktım…

Bir dileği vardı bu gencin senin içinde bir ben olmak…
Adını da biz koymak…
Ellerinde son soluğu vermek…
Arkasını döndüğünde senin içinde tek kalmak…
Gökyüzünü kalabalıklar arasında bir nefeste içine çekmek…

Papatya fallarını limandan saçlarını tarayan gemilere bakıp hep güzel sonlara bağlamak…

Ama olmadı!
İstanbul senide kendine benzetmiş onun kadar umursamaz… kıskan ve bencil…
Sustuğun her dakikada öldüm çünkü sen bana suskun olduğunda başkasına konuştun…
Şimdi ben sustum başkası için değil senin bana bıraktığın içimde ölmeye yas tutan çiçeklerim için…

Son çığlıkta ben orda olucam elimde son sigaram yüzümde bir tebbesüm olacak İstanbul hani bana “güle güle” demiştin ya bende “güle güle” diycem sana ve senin bana verdiğin o güzele

İstanbul benim senden bir farkım artık ben aşk ne biliyorum sen sadece ihanet! Senin gibi sahte ilişkilerin en büyük limanı olmadım…

Kendine iyi bak…
 
bayigram takipçi satın al instagram beğeni satın al instagram takipçi satın al tiktok takipçi satın al Buy Followers bugün haber
bypuff
Geri
Üst