islami hıkaye arsıvi. 1

YAĞMUR VE GÖZYAŞI

Hicretin 18. yılı başında Hicaz'da büyük bir kıtlık musibeti yaşanmıştı. Bu yıla 'kül yılı' denilmiştir. Çünkü yağmur yokluğundan çorak topraklar kül şeklini almış rüzgar önünde toprak kül gibi savrulur olmuştu.

Çevre halkı azık için Medine'ye akın ediyor vahşi hayvanlar da açlıktan insanlara yaklaşmaya çalışıyordu. Halife Hz. Ömer r.a. beytülmalda (hazinede) bulunan bütün gıda maddelerini halka dağıttı. Ayrıca Basra Mısır ve Şam bölgelerinden kervanlarla gelen yardımlar çevre halkına dağıtıldı. Daha önce süte ekmek doğrayarak yemek yiyen Hz. Ömer kıtlık döneminde sadece zeytinyağı ve ekmekten başka yemek yiyemez olmuş bu yüzden rengi değişmiş ve vücudu iyice zayıflamıştı. Bu kıtlık afeti dokuz ay kadar sürmüş bu arada birçok kişi de açlıktan ölmüştü.

Bu müthiş kıtlık dönemi sonlarında bir zat (Bilal b. Haris) Peygamber s.a.v.'in türbesine yaklaşıp şöyle demişti:

- Ya Rasulallah! Ümmetine yağmur vermesini Allah'tan dile! Çünkü helâk olmak üzereler.

Daha sonra o şahsın rüyasına giren Rasulullah s.a.v. şöyle demişti:

- Ömer'e git ona selamımı söyle. Yağmur yağacağını müjdele ve benden ona de ki: Ey ömer! Sen sözünde duran bir kişisin. Aklını başına al!

Adam uyanınca kalkıp Hz. Ömer'e gitti ve rüyasını anlattı. Bu haberden ürperen Hz. Ömer halka haber salıp onları mescidde topladı ve onlara:

- Sizler bende hoşlanmadığınız bir şey gördünüz mü? dedi.

- Öyle bir şey görmedik. Fakat neden böyle soruyorsun? dediler.

Hz. Ömer r.a. onlara rüya haberini anlattı. Onlar da bunun yağmur duasına işaret olduğu kanaatini belirttiler. Topluca yağmur duasına çıkıldı. Hz. Ömer Rasulullah s.a.v.'in amcası Hz. Abbas r.a.'ın elinden tuttu 'Ya Rabbi Rasulünün amcası vesilesiyle sana yaklaşıyor senden mağrifet diliyor ve sana yalvarıyoruz' diyerek yağmur dileğiyle duasını sürdürdü. Oldukça yaşlanmış olan Hz. Abbas r.a.'ın da gözyaşları göğsüne dökülüyordu. O anda yoğun bulutlar gökyüzünü kapladı. Oradakiler başlayan şiddetli yağmurla geri döndüler.
 
YABANCI ADAM

Çaresiz kadın su kırbasını omuzuna yüklemiş ve soluyarak gidiyordu. Yabancı bir adam ona rastladı ve kırbayı kadından alarak kendisi yüklendi. Kadının küçük çocukları gözlerini kapıya dikmiş annelerini beklemekteydiler. Evin kapısı açılınca masum çocuklar yabancı bir adamın annelerinin yanında eve geldiğini gördüler. O yabancı annelerinin yerine su kırbasını omuzuna yüklenmişti. Yabancı adam kırbayı yere bıraktı ve kadına sordu:
- Bizzat su çektiğine göre beyin yok galiba? Nasıl oldu kimsesiz kaldın?
- Kocam askerdi. Hz Ali bin Ebi Talib (a.s) onu sınırlardan birine gönderdi ve orada şehit düştü. Şimdi birkaç çocuğumlayım.

Yabancı adam bundan fazla konuşmadı. Başını yere indirdi ve:
- Allahaısmarladık' deyip gitti. Fakat o gün bir an bile o kadın ve çocuklarının düşüncesi aklından gitmedi. Gece rahatça uyuyamadı. Sabah hemen bir file aldı; et un ve hurmadan meydana gelen bir miktar er zağı fileye koydu ve doğruca dün gittiği eve gitti kapıyı çaldı.
- Kimsin?
- Dün su kırbasını getiren Allah'ın kuluyum. Şimdi çocuklarına bir miktar yiyecek getirdim.
- Allah senden razı olsun. Allah bizimle Ali İbn-i Ebi Talib arasında geçeni yargılasın.
Kadın kapıyı açtı açıldı ve yabancı adam eve girdi. Sonra:
- Canım yardım etmek istiyor izin verirsen hamur yapmayı ekmek pişirmeyi çocuklara bakmayı üzerime alayım' dedi.
- Çok güzel fakat daha iyi hamur yoğurup ekmek pişirebilirim. Ben ekmek pişirinceye kadar sen de çocuklara bak.

Kadın hamur yapmak için gitti. Yabancı adam hemen getirdiği bir parça eti kızarttı ve hurmayla beraber eliyle çocuklara yedirdi. Her birinin ağzına lokmayı koyarken
- Evladım işinde kusur etmişse eğer Ali İbn-i Ebi Talib'i helal ediniz' diyordu.
Hamur hazırlandı. Kadın
- Ey Allah'ın kulu hemen ateş yak' diye seslendi. Yabancı adam gitti ateş yaktı ve yüzünü alevlerin yükselen ateşin şulelerine yaklaştırdı.
Kendi kendine:
- Ateşin sıcaklığını bir tad. Yetimlerin ve dulların işinde kusur eden kimsenin cezası budur işte' dedi.
O anda komşulardan bir kadın eve girdi ve yabancı adamı tanıdı. Ev sahibe si kadına:
- Vay!; sana yardım eden bu adamı tanımadın mı? Bu Emirülmüminin Ali İbn-i Ebi Talib'tir' dedi.
Zavallı kadın yaklaştı ve:
- Binlerce eyvahlar olsun bana sizden özür dilerim' dedi.
- Hayır ben senden özür dilerim. Çünkü senin işinde kusur etmişim.

Bihar ul-Envar
 
VAZİFE BAŞINDA ÖLMEK

Hz. Osman b. Affan r.a. Hazretleri Kur'an-ı Kerim'in bugünkü tertibe göre derlenip çoğaltılmasını sağlamıştır. Halifeliğinin son yıllarında yahudi asıllı İbn-i Sebe'nin başını çektiği entrikalar ve halifenin kâtibi Mervan b. Hakem'in halkı soğutan kaba tavırları bazı bölgelerde hoşnutsuzluğa yol açmıştı. Sonunda Mısır Kûfe ve Basra'dan çıkıp Medine'ye gelen silahlı gruplar bir ay kadar süreyle halifenin evini kuşatma altında tutmuş halifelikten çekilmesini istemişlerdi.

Hazreti Osman r.a. ise ölse bile taşıdığı halifelik gömleğini çıkartmayacağını bildirmiş isyancıların istifa isteğini geri çevirmişti. Onlarla savaşmak isteyen sahabi arkadaşlarına da Medine'de kan dökülmesine izin vermemişti.

Bütün çıkış yollarını kapatan kuşatma Hz. Osman r.a.'ın susuz kalmasına yol açmıştı. Vefatından bir gece önce rüyasında iki halifesiyle birlikte Rasulullah s.a.v.'i görmüş ve onun elinden su içmişti. Allah Rasulü s.a.v. ona: 'Yarın yanımızda iftarını açarsın' demişti. Ertesi gün kuşatma altındaki evinde Kur'an-ı Kerim okurken Hz. Osman r.a. isyancı katiller tarafından şehit edildi.

Bu olaydan sonra Hz. Osman r.a.'ın neden halifeliği bırakmayıp ölmeyi göze aldığı merak konusu oldu. İnsanların merakına Hz. Aişe r.a. karşılık verdi:

'Allah Rasulü bir gün Osman'ı yanına çağırdı. Başbaşa birşeyler konuştu. Sonunda Osman'ın omuzuna dokunarak üç kere şöyle dedi:

- Ey Osman! Umulur ki Allah sana bir gömlek (halifelik gömleği) giydirecek. Eğer kimi münafıklar senden onu çıkartmayı (vazifeyi bırakmayı) isterlerse bana kavuşuncaya kadar o gömleği çıkarma!'

O gün bu haberi alan Hz. Osman r.a. halifeliğinin en zor günlerini yaşarken bile sabretti. Rasulullah s.a.v.'in emrine uydu ve nihayet vazifesi başında şehit edilerek O'na kavuştu.
 
Veliye Rastlamak İstiyorsan

Velilere rastgelmek istiyorsan bir zaman hizmetten gaflet gösterme. Serçeye kekliğe güvercine yem ver. Belki bir gün de tuzağına bir hüma kuşu düşer. Her tarafa doğru durmadan niyaz okunu at. Umulur ki oklardan birisi bir ava rastgele.

Bir çok sedeften ancak bir inci elde edilir. Bir çok oklardan da yalnız birisi hedefe dokunur.

Bir yere konmuş kervandan birisinin bir çocuğu kayboldu. adamcağız geceleyin kafile içinde döndü dolaştı. Her çadırdan sordu her tarafa koştu. Nihayet gecenin karanlığı içinmde gözünün nurunu buldu. Çocuğu aldı getirdi. Kervan halkı ile konuşmağa başladı.
- Çocuğu nasıl oldu da buldun?
- Önüme kim çıktı ise kime rastgeldimse çocuğum budur diye onu tetkike başladım. İşte bu surette buldum.

İşte bundan dolayıdır ki velilere rastgelmek isteyen gönül sahipleri belki bir gün menzile varıırız diye herkesin ardından koşarlar. Bunlar bir gönül için birçok yükleri götürür. bir gül için birçok diken acısını çekerler.
 
ÜÇ MESELE

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri rh.a. hac için yola çıkıp Medine'ye ulaştığında karşılaştığı Seyyid Muhammed Bâkır Hazretleriyle arasında şöyle bir konuşma geçer. Seyyid Muhammed Bâkır:
-Sen kendi aklınca kıyas yaparak Peygamber dedemin dinini ve hadislerini değiştiriyorsun der.
-Böyle bir şey yapmaktan Allah'a sığınırım efendim. Lütfen oturunuz. Rasulullah'a olduğu gibi benim size de hürmetim var der İmam-ı Azam. Seyyid Muhammed Bâkır'a yer gösterir. Her ikisi de yerini aldıktan sonra Ebu Hanife Hazretleri söze başlar:
-Üç mesele soracağım. Birincisi şu: Erkek mi daha güçsüz kadın mı?
-Kadın erkekten güçsüzdür.
-Mirasta adamın payı kaç kadının kaçtır?
-Erkeğin mirastaki payı iki kadının birdir.
-İşte bu ceddin Peygamber s.a.v.'in sözüdür. Eğer onun dinini değiştirmiş olsam benim akıl ve kıyas yoluyla kadın daha zayıf olduğu için ona iki pay erkeğe bir pay düşer derdim.
Ebu Hanife Hazretleri tekrar sorar:
-Namaz mı daha üstün oruç mu?
-Namaz oruçtan üstündür.
-İşte bu da deden Rasulullah'ın sözüdür. Eğer ceddinin dinini akıl ve kıyasla değiştirmiş olsaydım âdet halindeki kadının kılamadığı namazları kaza et mesini orucu kaza etmemesini emrederdim.
Ebu Hanife Hazretleri üçüncü soruyu sorar:
-Sidik mi daha pis meni mi?
-Sidik meniden pistir.
-Eğer deden Peygamber s.a.v.'in dinini kıyasla değiştirmiş olsaydım sidikten dolayı gusletmek gerektiğini ve meniden dolayı da sadece abdest almak gerektiğini söylerdim. Fakat akıl ve kıyasla bu dini değiştirmekten Allah'a sığınırım.

Seyyid Muhammed Bâkır Hazretleri yerinden kalkar ve Ebu Hanife'yi kucaklar. Tebrik edip ona ikramda bulunur
 
UMEYR'İN MACERASI

Bedir gazasından hemen sonraydı. Müşriklerin büyüklerinden Umeyr b. Vehb ile Safvan b. Ümeyye Mekke'de bir kenara oturmuş Bedir ölüleri için dertleşiyorlardı. Umeyr'in bir oğlu da Bedir'de esir düşmüştü. Safvan'a diyor ki:

- Borçlarım ve çocuklarım olmasaydı esir oğlumu bahane ederek Medine'ye gider Muhammed'i öldürürdüm.

- Bu işi yaparsan borçlarını ben öderim çocuklarına da bakarım.

- Tamam öyleyse bu iş aramızda gizli kalsın!

Umeyr kılıcını bileyip zehir sürdükten sonra yola çıkar ve Medine'ye ulaşır. Onun kılıcıyla mescidin kapısına geldiğini gören Hz. Ömer (R.A.) durumdan kuşkulanır ve vaziyeti Resul-i Ekrem'e haber verir. Rasulullah'ın isteği üzerine de adamı kılıcının kayışından yakaladığı gibi huzura getirir. Rasulullah (A.S.) buyurur:

- Bırak onu ya Ömer! Sen de yaklaş ya Umeyr!

Sonra ona niçin geldiğini sorar. Umeyr cevaben der ki:

- Elinizdeki esir için geldim; ona iyi davranasınız.

- Öyleyse boynundaki bu kılıç ne oluyor?

- Allah kılıçların belâsını versin! Bize bir faydası mı var?

- Niçin geldiğini bana doğru söyle.

- Söylediğim gibi sadece bunun için geldim.

- Hayır!.. Safvan'la Bedir'de ölenler için dertleşip anlaştınız. Sözleştikten sonra beni öldürmeye geldin. Fakat Allah buna engeldir!

- Senin Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet ederim. Konuştuklarımızı ben ve Safvan'dan başka bilen yoktu. Allah'a yemin olsun ki bunu sana bildiren Allah'tan başkası değil! Elhamdülillah.

Umeyr artık sadık bir müslümandır. Resul-i Ekrem (A.S.) buyurur:

- Kardeşinize dinini ve Kur'an'ı öğretin esirini de salıverin!

Öyle yaptılar. Sonra Umeyr halkı İslâm'a davet isteğiyle Mekke'ye döndü. Birçok kimse onun sayesinde müslüman oldu.
 
Tevekkülün Böylesi

Dindar ve mütevekkil bir köylü varmış. Bir de inancı kısa bir hanımı varmış. Köylü dayının ne zaman bir şeyi kaybolsa hanımı feryadı basarmış. Adamcağız da hiç üzülmezmiş ve hanımına:
- Aman hanım eğer o bize helâlinden bir şeyse Allah ya onun daha iyisini verir veya onu buldurur dermiş.

Adamcağız bir gün şehre inip ****lerini sattıktan sonra ****lerin parasını ve bir miktar da biriktirdiği yüz altınını mola verip oturduğu bir çeşmenin başında unutmuş. Eve gelince durumu farketmiş. Karısına haber vermeden hemen dönüp çeşmenin başına varmış. Fakat altının yerinde yeller esiyormuş. Hani ya kendisi de üzülmeden edememiş. Tabii hanımı duyunca büsbütün hasta olmuş. Bu adam bir gün kırda bir kuyudan su çekerken başındaki sarığını kuyuya düşürmüş. Hemen sarığını almak için kuyuya inip kuyunun içinde bir beze sarılı yüz altın bulmasın mı. Sevinçle yukarı çıkmış. Meğer altınları ilk kaybettiğinde bir çoban altınları bulmuş eşkiyalar gelirken benden altınları alır diye kuyunun içine atmış eşkiyalar da hiç para bulamayınca çobanı bir güzel dövmüşler ve hasta etmişler. Bir kaç gün evden çıkmamış ve kuyudan altınları gidip de alamamış. Dindar köylüye altınları böylece geri gelmiş. Köylü ve hanımı Allah'a hamdetmişler.
 
TEVAZU

Ahmed Rufai Hazretleri bir gün talebelerine:
- İçinizde kim bende bir ayıp görüyorsa bildirsin dedi.
Müritlerinden biri:
- Efendim sizde büyük bir ayıp var diye cevap verdi.
Ayıbını talebesine soracak kadar kendini aşmış bu mütavazi insan hiç kızmadı talebesi böyle söylüyor diye üzülmedi belki sadece ayıbından kurtulabilmek ümidiyle sordu:
- Söyle dedi kardeşim o ayıbım nedir?
Talebe gözleri dolu dolu:
- Bizim gibilerin size talebe olması dedi.
Bu söz gönüllere çok tesir etmiş sohbette bulunan herkes ağlamaya başlamıştı. Ahmed Rufai Hazretleri de ağlıyordu. Bir ara sadece;
- Ben sizin hizmetçinizim ben hepinizden aşağıyım diyebildi.

Evet keşke insanlar tabi olanlara bakıp tabi olanlarda tabi olunanı aramasalardı... Zira hem dün hem bu gün o altın halkayı temsil eden büyüklerin etrafındaki insanlar ne denli nezih olurlarsa olsunlar onları gösterebilmekte çok acizdirler. Bugün dahi bir büyük gönül erinin yanına gelip giden insanlar; idareciler gazeteciler din adamları "Talebelerinin ufku hocalarının çok gerisinde." demektedirler. Zaten o cevher farkıdır ki sair madenleri kirlerinden arındırır.
 
TERZİNİN TÖVBESİ

Bir terzi Allah dostlarından birine sorar:
-Peygamberimizin "Allahü teâlâ günahkâr kulunun tövbesini canı gargaraya gelmeden kabul eder" hadis-i şerifi hakkında ne buyurursunuz?
Cevap vermeden o kimseye sorar mubarek zat.
- Mesleğin nedir?
-Terziyim elbise dikerim.
-Terzilikte en kolay şey nedir?
-Makası tutup kumaş kesmektir.
-Kaç senedir bu işi yaparsın?
-Otuz senedir.
-Canın gargaraya geldiği zaman kumaş kesebilir misin?
-Hayır kesemem!
-Bir müddet zahmet çekip öğrendiğin ve otuz sene kolaylıkla yaptığın bir işi o zaman yapamazsan ömründe hiç yapmadığın tövbeyi o zaman nasıl yapabilirsin? Bugün gücün yerinde iken tövbe et! O zaman belki yapamazsın buyurdu.

... ve tövbe...
 
TEFECİLİKTEN TÖVBEKÂRLIĞA....

Hasan-ı Basrî (k.s.) hazretlerinin talebelerinden Habîb-i Acemî (k.s.) hazretleri önceleri çok zengin birisi idi. Tefecilik yapar faizle para verirdi. Bir gün evinde tam yemek yiyeceği sırada kapıya bir dilenci geldi ve 'Allah rızâsı için bir sadaka' dedi. Habîb onun yüzüne kapıyı kapattı o fakiri mahzun bir halde geri çevirdi. Sofraya döndüğünde kabın içindeki yemeğin kana döndüğünü gördü! Bu hâdise karşısında dehşete düştü! Kendisini bir korku sardı! Yerinde duramaz hâle geldi!..

Bir cuma günü Hasan-ı Basrî hazretlerinin evinin yolunu tuttu. Yolda giderken oyun oynayan çocuklar Habîb-i Acemî'yi görünce aralarında;

' Kaçın kaçın! Tefeci Habîb geliyor! Ayağından kalkan toz bize de gelir ve biz de onun gibi bedbaht oluruz diyerek kaçıştılar.

Çocukların bu sözleri ona çok ağır geldi.

Hasan-ı Basrî hazretlerinin meclisine varıp elini öptü. Huzurunda tövbekâr oldu. O da Habîb'i talebeliğe kabul etti.

Oradan ayrılıp evine dönerken kendisine borcu olanlar onu görünce alacaklarını talep eder korkusu ile kaçışmak istediler. Habîb-i Acemî bu vaziyeti anlayınca

' Kaçmayın bugün asıl benim sizden kaçmam lâzım dedi. Ve kimden ne alacağı varsa hepsini bağışladığını îlan etti.

Çocukların yanından geçerken çocuklar bu sefer birbirlerine

' Kaçın kaçın! Tövbekâr Habîb geliyor. Üzerine bizden toz bulaşmasın. Bulaşırsa bizler Allâh'a âsî olmuş oluruz... diyerek kaçıştılar. Habîb bu sözleri duyunca çok duygulandı. Yüreği sızlayarak 'Yâ Rabbbî! Sana sonsuz hamd ü senâlar olsun ki bir tevbemle ismimi kötüler arasından çıkarıp iyiler arasına kaydeyledin' diyerek Allâh'a iltica etti.
 
TAYİN EDİLMEYEN ÜCRET

O gün Süleyman bin Cafer Caferi ve İmam Rıza (a.s) birlikte dışarı çıkmışlardı. Güneş battı ve Süleyman evine gitmek istedi. Ali ibni Musa'r-Rıza (a.s) ona
- Bizim eve gel bu gece bizle beraber ol' dedi. İtaat etti ve İmamla birlikte onun evine gittiler.
İmam hizmetçilerini çiçek dikmekle meşgul gördü ve yine İmamdın gözü onlarla birllikte çiçek dikmekte olan yabancı birine ilişti.
- Bu kimdir?' diye sordu.Hizmetçiler bunu bu ğün bize yardım etsin diye ücretli tuttuk.
-Çok güzel ona ne kadar ücret tayin ettiniz?
- Sonra bir şeyler verip onu razı edeceğiz.
İmamda rahatsızlık ve öfke izleri belirdi. Ve hizmetçileri cezalandırmak üzere onlara döndü. Süleyman Caferi:
- Niçin kendinizi rahatsız ediyorsunuz?dedi.
İmam buyurdu:
- Bunlara tekrar tekrar talimat verdim. Bir işe başlanırken işin ücretini tayin etmeden önce asla bir kimseyi görevlendirmeyin dedim. İş ücretini tayin ederseniz iş sonunda karşınızdakine bir miktarda fazladan verebilirsiniz. Elbette o da kendisine verilen muayyen ücretten fazlasını aldığı için size müteşekkir ve sizden memnun kalır. Sizi sever aranızdaki ilgi daha da sağlamlaşır böylelikle yalnız kararlaştırdığınız miktara iktifa etseniz bile karşınızdaki sizden rahatsız olmayacaktır. Fakat ücreti tayin etmez de karşınızdakini görevlendirirseniz işin sonunda ona verdiğiniz her miktara rağmen kendisine gösterdiğiniz sevgiye inanmayıp belki de sizin ona daha az ücret verdiğinize inanacaktır.

Bihar al-Envar
 
bayigram takipçi satın al instagram beğeni satın al instagram takipçi satın al tiktok takipçi satın al Buy Followers bugün haber
bypuff
Geri
Üst