Ben hiç mutluluktan delirmedim!
Ama Sana Hasretlikten delirmişliğim yazılı düşlerimin arasında!
Her gece temiz hayaller kurup içime sırırım yokluğunu.
...Üşümeyeyim diye
Yokluğunla cebelleşip cebimden çıkarır umutlarımı
Ve Aklım yavaş yavaş beni unutmaya yeltenir Şehir Gözlü!
Kimliksiz dolaşıyorum geçtiğin sokaklarda
Kime sorsam beni!
Git kendin bul cevabı yüzüme tokat gibi çarpardı.
Tıpkı giderken saçlarındaki tokalardan yediğim tokatlar gibi!
Şimdi;
Yalnızlığım sırıtıyor üzerimde!
Neyi giysem üşüyorum!
Üşüyorum her şarkıda seni hatırladıkca.
Haykıran edilgen bir acı! Ve Etkisiz bırakılmış ünlem işaretlerine takılıyor gözlerim.
Aynada suretime bakıp Kaşlarımın arasında gittiğine güne ait yuvalanmış bir öfkeye takılıyor gözlerim!
Yokluğuna mı ?
Yoksa Umursamadan gidişlerinin boyundan büyük oluşuna mıydı?
Bu öfke!
Yokluğunun depreşmiş öfkesini susturup içime estirdiğim kasırgaların
Saçlarını savuruşunu izlemekteyim.
Neden herkes ben sanıyor gideni ?
Neden herkes kimsesizliği ben çıkardım sanıyor ?
Yalnız mıyım Yoksa..
Sahi sizin yok mu Yalnızlığınız?
Senin BEN yanın yok mu Yalnızlığında!
Yüreğininin görmemezliğinde kanarken
Yokluğuna düşüp düşüp her gece adını dilimden düşürmezken!
Gözlerinden gözlerime bir gelip bin defa düşerken.
Yokluğunamı bu gidiş?
Beni yok saymakmı bu direniş!
Bilmiyorum Şehir Gözlü…
Sen bilmeyecektin! Farkını.
Gözlerine bir şehri yamayıp! Bütün coğrafyayı yüzün ilan ederken!
Yüzündeki edayı semalara bezeyip!
Saçlarının esintisindeki torosları!
Gözlerinin bebeğindeki okyanusları hipoteklerken!
Kim sundu sana bütün evreni!
Kim seni güneş !
Kim seni Şehir ilan etti Sevgili!
Hadi Söyle ! kim daha çok sevdi seni
Yada kim dokunmadan gözlerinin içine doymadan
Avuçlarında ölmeden!
Kim daha çok özledi seni ?
Dur! Sus…
Konuşma duyacağım ilk hece “GİT”
Sus ne olur!
Gidecek yerim yok!
Senden başka şehrim yok..
Hasretini yorgan yapıp geceye sarılırken
İçime işliyor belirgen kan revan geceler!
Zehirli geceler biraz daha öldürüyor beni.Yavaş içiyorum kadehimden acıyı
Adım adım tüketiyorum nefesimi
Sana varamadan Yolunda ölmek adına
Koşuyorum ardından! Dur!
Biraz yavaşlat adımlarını nefesin bile derinleşti Şehir Gözlü
Gitmek neydi yada kalmak kor bir acı’da.
Canım acıyor!
Bu yokluk! Uyanmam için yalvarıyor!
Uyandır beni bu kabustan Şehir Gözlü.
Varım de! Uykularımı kazan umutsuzluğu uyandır hadi
Boşluklarımı doldur kendimi unuturken!
Şimdi;
Neye sarılsam İstanbul bile sırtını döndü bana..
Hareketsiz kaldım adımlarımı geciktirdiğim gidişlerde
Düşmanlarım var benim!
Benden başka kimsenin okumadığı mektuplarım
Kalemi kırılmış son celsede idama mahkum edilmiş hayallerim var benim!
Yalnızlığım var senin bile cesaret edip sahiplenemediğin!
Ürkek bakışlarınla beni itip!
Her gece sol dolabıma sakladığım.
Dışı Naftalin kokan için bir ömür vaat eden seni düşlediğim hayallerim var!
Serin göz yaşlarımın bu şehre düşerken mevsimin kış
İçimin buz kestiğini unutturan sensizliğim var.
Görmek istemediğin onca yıkılmışlığım varki!
Sorsan ederi yok!
Bilsen susarı yok..
Beni sorma sensizlikle yoğrulmuş elleri hamur tutan yalnızlığım var.
Her gece hasretinin ateşinde kaç yokluk pişirdim bilmiyorsun Şehir Gözlü!
Gel diyeceğimden korkarsın şimdi!
Gel diyemiyorum bile artık.
Çünkü gitmekten bile bıkmış halin var..
Hadi uyandır beni Kabustan Küçük Kızım!
Mezar çukuru yalnızlığımdan çek al beni içine
İçine göm beni kokmasın yalnızlığım…
Ama Sana Hasretlikten delirmişliğim yazılı düşlerimin arasında!
Her gece temiz hayaller kurup içime sırırım yokluğunu.
...Üşümeyeyim diye
Yokluğunla cebelleşip cebimden çıkarır umutlarımı
Ve Aklım yavaş yavaş beni unutmaya yeltenir Şehir Gözlü!
Kimliksiz dolaşıyorum geçtiğin sokaklarda
Kime sorsam beni!
Git kendin bul cevabı yüzüme tokat gibi çarpardı.
Tıpkı giderken saçlarındaki tokalardan yediğim tokatlar gibi!
Şimdi;
Yalnızlığım sırıtıyor üzerimde!
Neyi giysem üşüyorum!
Üşüyorum her şarkıda seni hatırladıkca.
Haykıran edilgen bir acı! Ve Etkisiz bırakılmış ünlem işaretlerine takılıyor gözlerim.
Aynada suretime bakıp Kaşlarımın arasında gittiğine güne ait yuvalanmış bir öfkeye takılıyor gözlerim!
Yokluğuna mı ?
Yoksa Umursamadan gidişlerinin boyundan büyük oluşuna mıydı?
Bu öfke!
Yokluğunun depreşmiş öfkesini susturup içime estirdiğim kasırgaların
Saçlarını savuruşunu izlemekteyim.
Neden herkes ben sanıyor gideni ?
Neden herkes kimsesizliği ben çıkardım sanıyor ?
Yalnız mıyım Yoksa..
Sahi sizin yok mu Yalnızlığınız?
Senin BEN yanın yok mu Yalnızlığında!
Yüreğininin görmemezliğinde kanarken
Yokluğuna düşüp düşüp her gece adını dilimden düşürmezken!
Gözlerinden gözlerime bir gelip bin defa düşerken.
Yokluğunamı bu gidiş?
Beni yok saymakmı bu direniş!
Bilmiyorum Şehir Gözlü…
Sen bilmeyecektin! Farkını.
Gözlerine bir şehri yamayıp! Bütün coğrafyayı yüzün ilan ederken!
Yüzündeki edayı semalara bezeyip!
Saçlarının esintisindeki torosları!
Gözlerinin bebeğindeki okyanusları hipoteklerken!
Kim sundu sana bütün evreni!
Kim seni güneş !
Kim seni Şehir ilan etti Sevgili!
Hadi Söyle ! kim daha çok sevdi seni
Yada kim dokunmadan gözlerinin içine doymadan
Avuçlarında ölmeden!
Kim daha çok özledi seni ?
Dur! Sus…
Konuşma duyacağım ilk hece “GİT”
Sus ne olur!
Gidecek yerim yok!
Senden başka şehrim yok..
Hasretini yorgan yapıp geceye sarılırken
İçime işliyor belirgen kan revan geceler!
Zehirli geceler biraz daha öldürüyor beni.Yavaş içiyorum kadehimden acıyı
Adım adım tüketiyorum nefesimi
Sana varamadan Yolunda ölmek adına
Koşuyorum ardından! Dur!
Biraz yavaşlat adımlarını nefesin bile derinleşti Şehir Gözlü
Gitmek neydi yada kalmak kor bir acı’da.
Canım acıyor!
Bu yokluk! Uyanmam için yalvarıyor!
Uyandır beni bu kabustan Şehir Gözlü.
Varım de! Uykularımı kazan umutsuzluğu uyandır hadi
Boşluklarımı doldur kendimi unuturken!
Şimdi;
Neye sarılsam İstanbul bile sırtını döndü bana..
Hareketsiz kaldım adımlarımı geciktirdiğim gidişlerde
Düşmanlarım var benim!
Benden başka kimsenin okumadığı mektuplarım
Kalemi kırılmış son celsede idama mahkum edilmiş hayallerim var benim!
Yalnızlığım var senin bile cesaret edip sahiplenemediğin!
Ürkek bakışlarınla beni itip!
Her gece sol dolabıma sakladığım.
Dışı Naftalin kokan için bir ömür vaat eden seni düşlediğim hayallerim var!
Serin göz yaşlarımın bu şehre düşerken mevsimin kış
İçimin buz kestiğini unutturan sensizliğim var.
Görmek istemediğin onca yıkılmışlığım varki!
Sorsan ederi yok!
Bilsen susarı yok..
Beni sorma sensizlikle yoğrulmuş elleri hamur tutan yalnızlığım var.
Her gece hasretinin ateşinde kaç yokluk pişirdim bilmiyorsun Şehir Gözlü!
Gel diyeceğimden korkarsın şimdi!
Gel diyemiyorum bile artık.
Çünkü gitmekten bile bıkmış halin var..
Hadi uyandır beni Kabustan Küçük Kızım!
Mezar çukuru yalnızlığımdan çek al beni içine
İçine göm beni kokmasın yalnızlığım…