Salvo
Kayıtlı Üye
İslâm fıkhında çoğu hükümlerde kadın ve erkek arasında herhangi bir fark söz konusu değildir. Ancak çok az bir bölümünde bazı farklılıklar mevcuttur ki bunların da her birisinin kendine göre sebebi, felsefesi ve hikmeti vardır. Bunların büyük bir kısmının felsefe ve hikmeti bize bellidir; ancak bazılarının felsefesi henüz açıklık kazanmamıştır. Fakat bunlar hikmet sahibi Hak Teâlâ'dan sadır olduğu için biz, onların mutlaka bir hikmetinin bulunduğunu, ne var ki bazı nedenlerden dolayı bize açıklanmadığını veya açıklanıp da bizim elimize ulaşmadığını bildiğimiz için onlara teslim olup amel etmeğe mükellefiz. Biz bu dersimizde bu farklılıkların bir kısmına değinip, mümkün mertebe bazılarının felsefe ve hikmetini de kısaca ortaya koymaya çalışacağız, inşaallah.
BULUĞ VE MÜKELLEFİYET ÇAĞI:
1- Kadın ve erkek arasında hüküm açısından söz konusu olan ilk farklılık, buluğ ve mükellefiyete çağına erme konusundadır. Bu konuda belirlenen sınır kadında on yaşına, erkekte ise on altı yaşına girişin ilk günüdür. Tabi yaş hesaplanmasında Hicri Kameri yılı esas alınmalıdır.
Hükmün Felsefesi: Bu konuda iki hususu dikkate aldığımızda mesele aydınlığa kavuşmuş olacaktır:
a) Dalında uzman olan bilim adamlarının da teyit ettiği gibi, kız çocuklarının büyüme, gelişme ve bir çok bedeni ve ruhi açıdan olgunlaşma açışından, erkek çocuklardan daha önde oldukları sabittir. Bu yüzden teklif kabul etme açısından erkeklerden daha çabuk müsait duruma kavuşurlar.
b) Bu konuda dikkate alınması gereken bir başka husus ise, kadınların tabiatları gereği her ay belli bir süre kan görmeleri ve şer'î açıdan bu süre içerisinde bir takım ibadet ve amellerden mahrum kalmasıdır. Kadının kendi iradesi dışında gerçekleşen bu durumda eğer onun bu manevi eksikliği bir türlü telafi edilmeseydi, bu bir nevi haksızlık olurdu; bu yüzden erkekten önce başlayan bu mükellefiyet süresi kadının bu manevi boşluğunu ve eksikliğini telafi eder. Evet işe maddi gözle değil manevi değerler açısından bakan kimse aslında bunun kadılar için bir imtiyaz ve onların lehinde alınan ilahi bir karar olduğunu teslim eder.
Elbette bir takım istisnai durumlarda eğer kız çocuğu bazı teklifleri (oruç gibi) yerine getirmekten aciz olursa, o zaman her konuda olduğu gibi zaruret icabı hüküm duruma göre kalkar veya hafifletilir.
İCTİHAD VE TAKLİT:
2- İslâm'da kadının ilim ve marifet talebine hiçbir engel ve kısıtlama getirilmemiş; üstelik sürekli teyit ve teşvik edilmiştir.
Kur'ân ve hadislerle aşina olan herkes bunu açıkça görebilir. Biz sadece bir hadisi vererek geçiyoruz:
Resul-i Ekrem'den (s.a.a) şöyle nakledilmiştir: "İlim talep etmek her Müslüman erkek ve kadına bir farizadır."
Evet kadın ilim ve marifet talebinde en zirve noktaya kadar ilerleyebilir. Bugün İslâmî ilimlerde, en uç nokta olarak bilinen ictihad derecesine kadar ilerleyerek bir müctehid bile olabilir. Hatta ictihad mertebesine ulaşan bir kadının erkek müctehidler gibi başka bir müctehide taklit etmesi caiz değildir ve kendi fetvalarına amel etmesi farzdır.
Fakat kadın ile erkek arasında bu hususta söz konusu olan tek fark şudur ki, İslâm kadına merci olma yetkisi tanımamıştır. Yani müctehid bir kadın başkalarının fetva mercii olamaz; başkaları ona taklit edemez.
Bu farklılık kadının düşüncelerinin tutarsızlığı veya onda olan bir eksikliğin ifadesi değildir. Böyle olsaydı kadının kendi fetvalarına amel etmesi de caiz olmazdı.
Bu durum tamamen kadının sahip olduğu özel fiziksel yapı ve kendine has bir takım şartlardan kaynaklanmaktadır.
Yani İslâm'da mercilik bir anlama, ilmi öncülüğün yanı sıra dini ve içtimai bir önderliğin de ifadesidir. Bu ise özel birtakım şartları ve özellikleri gerektiren oldukça ağır bir görevdir. Hatta erkekler arasından bile nadir kişilerin kaldırabileceği bir mesuliyettir.
Yani duygusallıklardan uzak, cesaret, tedbir, atılganlık, soğukkanlılık, zamanın ve mekanın şartlarına en iyi şekilde vakıf olabilme gibi bir çok önemli özellikler isteyen bir görevdir. Öte yandan böyle ağır bir görevi üstlenen kimse görev icabı sürekli toplumla, değişik çevrelerle ve insanlarla ilişkide olup onlarla haşır-neşir olması gerekir. Bu saydıklarımız ve diğer bir çok hususu dikkate aldığımızda, bazı tabii özellikleri ve şer'î mükellefiyetleri açısından kadınların böyle ağır bir görevi üstlenebilmelerinin imkansız veya oldukça meşakkatli bir şey olduğunu göreceğiz.
Zira kadınlarda insanlığın ve yaradılış düzeninin bir zarureti gereği duygusallık yönü ağır basmaktadır. Bu yüzden tedbir, taakkül ve soğukkanlılık isteyen bu görevde beklenen başarıyı gösterebilmesi mümkün değildir. Öte yandan İslâmî açıdan toplumsal ilişkilerde belli sınırlara riayet etmesi gereken bir kadının sürekli insanlarla haşır-neşir olması ve dolayısıyla toplumda cereyan eden durumlardan gereği gibi haberdar olması beklenemez. Böyle olunca da vazifesini doğru düzgün ifa edebilmesi de mümkün değildir.
İşte görüldüğü gibi, kadınlara bu görevin tanınmaması, aslında onlar için zor ve meşakkatli bir durum arz eden bir mesuliyetten muaf tutulmaları demektir. Aynı, ağır bir vazife olan cihattan muaf tutuldukları gibi.
İSTİBRA:
3- Erkeklerin küçük abdestin ardından istibra etmeleri müstehaptır. Ancak kadınlar için istibra etmek söz konusu değildir ve eğer taharetlendikten sonra kendinde bir rutubet görür de bunun temiz olup olmadığında tereddüt ederse, temiz olduğuna hükmeder ve abdest veya gusül aldıktan sonra söz konusu rutubeti görürse, abdest veya guslü de bozulmaz.
ABDEST:
4- Abdestin farz amellerinde kadın ve erkek arasında müstehap bir amelin dışında hiçbir fark söz konusu değildir. O ise şudur ki kolları yıkarken erkeklerin birinci yıkamada suyu kolun arka tarafından dökmeleri müstehaptır; ikinci yıkamada ise iç taraftan dökmeleri. Ancak kadınlarda bunun tersi sünnettir.
GUSÜL:
5- Kadınlar için yedi tane farz gusül vardır ki şunlardan ibarettir:
BULUĞ VE MÜKELLEFİYET ÇAĞI:
1- Kadın ve erkek arasında hüküm açısından söz konusu olan ilk farklılık, buluğ ve mükellefiyete çağına erme konusundadır. Bu konuda belirlenen sınır kadında on yaşına, erkekte ise on altı yaşına girişin ilk günüdür. Tabi yaş hesaplanmasında Hicri Kameri yılı esas alınmalıdır.
Hükmün Felsefesi: Bu konuda iki hususu dikkate aldığımızda mesele aydınlığa kavuşmuş olacaktır:
a) Dalında uzman olan bilim adamlarının da teyit ettiği gibi, kız çocuklarının büyüme, gelişme ve bir çok bedeni ve ruhi açıdan olgunlaşma açışından, erkek çocuklardan daha önde oldukları sabittir. Bu yüzden teklif kabul etme açısından erkeklerden daha çabuk müsait duruma kavuşurlar.
b) Bu konuda dikkate alınması gereken bir başka husus ise, kadınların tabiatları gereği her ay belli bir süre kan görmeleri ve şer'î açıdan bu süre içerisinde bir takım ibadet ve amellerden mahrum kalmasıdır. Kadının kendi iradesi dışında gerçekleşen bu durumda eğer onun bu manevi eksikliği bir türlü telafi edilmeseydi, bu bir nevi haksızlık olurdu; bu yüzden erkekten önce başlayan bu mükellefiyet süresi kadının bu manevi boşluğunu ve eksikliğini telafi eder. Evet işe maddi gözle değil manevi değerler açısından bakan kimse aslında bunun kadılar için bir imtiyaz ve onların lehinde alınan ilahi bir karar olduğunu teslim eder.
Elbette bir takım istisnai durumlarda eğer kız çocuğu bazı teklifleri (oruç gibi) yerine getirmekten aciz olursa, o zaman her konuda olduğu gibi zaruret icabı hüküm duruma göre kalkar veya hafifletilir.
İCTİHAD VE TAKLİT:
2- İslâm'da kadının ilim ve marifet talebine hiçbir engel ve kısıtlama getirilmemiş; üstelik sürekli teyit ve teşvik edilmiştir.
Kur'ân ve hadislerle aşina olan herkes bunu açıkça görebilir. Biz sadece bir hadisi vererek geçiyoruz:
Resul-i Ekrem'den (s.a.a) şöyle nakledilmiştir: "İlim talep etmek her Müslüman erkek ve kadına bir farizadır."
Evet kadın ilim ve marifet talebinde en zirve noktaya kadar ilerleyebilir. Bugün İslâmî ilimlerde, en uç nokta olarak bilinen ictihad derecesine kadar ilerleyerek bir müctehid bile olabilir. Hatta ictihad mertebesine ulaşan bir kadının erkek müctehidler gibi başka bir müctehide taklit etmesi caiz değildir ve kendi fetvalarına amel etmesi farzdır.
Fakat kadın ile erkek arasında bu hususta söz konusu olan tek fark şudur ki, İslâm kadına merci olma yetkisi tanımamıştır. Yani müctehid bir kadın başkalarının fetva mercii olamaz; başkaları ona taklit edemez.
Bu farklılık kadının düşüncelerinin tutarsızlığı veya onda olan bir eksikliğin ifadesi değildir. Böyle olsaydı kadının kendi fetvalarına amel etmesi de caiz olmazdı.
Bu durum tamamen kadının sahip olduğu özel fiziksel yapı ve kendine has bir takım şartlardan kaynaklanmaktadır.
Yani İslâm'da mercilik bir anlama, ilmi öncülüğün yanı sıra dini ve içtimai bir önderliğin de ifadesidir. Bu ise özel birtakım şartları ve özellikleri gerektiren oldukça ağır bir görevdir. Hatta erkekler arasından bile nadir kişilerin kaldırabileceği bir mesuliyettir.
Yani duygusallıklardan uzak, cesaret, tedbir, atılganlık, soğukkanlılık, zamanın ve mekanın şartlarına en iyi şekilde vakıf olabilme gibi bir çok önemli özellikler isteyen bir görevdir. Öte yandan böyle ağır bir görevi üstlenen kimse görev icabı sürekli toplumla, değişik çevrelerle ve insanlarla ilişkide olup onlarla haşır-neşir olması gerekir. Bu saydıklarımız ve diğer bir çok hususu dikkate aldığımızda, bazı tabii özellikleri ve şer'î mükellefiyetleri açısından kadınların böyle ağır bir görevi üstlenebilmelerinin imkansız veya oldukça meşakkatli bir şey olduğunu göreceğiz.
Zira kadınlarda insanlığın ve yaradılış düzeninin bir zarureti gereği duygusallık yönü ağır basmaktadır. Bu yüzden tedbir, taakkül ve soğukkanlılık isteyen bu görevde beklenen başarıyı gösterebilmesi mümkün değildir. Öte yandan İslâmî açıdan toplumsal ilişkilerde belli sınırlara riayet etmesi gereken bir kadının sürekli insanlarla haşır-neşir olması ve dolayısıyla toplumda cereyan eden durumlardan gereği gibi haberdar olması beklenemez. Böyle olunca da vazifesini doğru düzgün ifa edebilmesi de mümkün değildir.
İşte görüldüğü gibi, kadınlara bu görevin tanınmaması, aslında onlar için zor ve meşakkatli bir durum arz eden bir mesuliyetten muaf tutulmaları demektir. Aynı, ağır bir vazife olan cihattan muaf tutuldukları gibi.
İSTİBRA:
3- Erkeklerin küçük abdestin ardından istibra etmeleri müstehaptır. Ancak kadınlar için istibra etmek söz konusu değildir ve eğer taharetlendikten sonra kendinde bir rutubet görür de bunun temiz olup olmadığında tereddüt ederse, temiz olduğuna hükmeder ve abdest veya gusül aldıktan sonra söz konusu rutubeti görürse, abdest veya guslü de bozulmaz.
ABDEST:
4- Abdestin farz amellerinde kadın ve erkek arasında müstehap bir amelin dışında hiçbir fark söz konusu değildir. O ise şudur ki kolları yıkarken erkeklerin birinci yıkamada suyu kolun arka tarafından dökmeleri müstehaptır; ikinci yıkamada ise iç taraftan dökmeleri. Ancak kadınlarda bunun tersi sünnettir.
GUSÜL:
5- Kadınlar için yedi tane farz gusül vardır ki şunlardan ibarettir: