Kendi sessizliğine gün gelip isyan etti !
Fısıldadığı cümle
- haydi gidip de şurdan iç içe oturalım
- içe içe sohbetle kadehi parlatalım
kıramadım tabiî ki yürek kendi yüreğim
kadeh dahi kırmazken kırar mıyım kalbimi
ve ne kadar zamandır bakmayı unutmuşum
daha birkaç yıl önce stil giyen kendime
kıyafetim özensiz kifayetim düzensiz
sakallarım uzamış
beyazı siyahtan çok yarış edercesine
kalmamış gözün feri yârim gidesi beri
Saçlarım da uzamış türkü söylercesine
uzun ince bir yoldayız gidiyoruz gündüz gece
Uzamalıyız artık yürekli gecelere
Velhasıl nice sonra
neticeyi sermişiz tahta bir iskemleye
............. ( ne gariptir bu tahta )
............. Birbirine çakılır insan dinlensin diye
............. Otursan dinlenirsin
............. dinlenirsin ebedi içinde götürürse !
(neyse uzatmayalım )
neticemiz tahtada masada dirseğimiz
atmışız sağ tarafa bakire sayfaları
hele kadeh parlasın
taciz edecek elbet
cebimizdeki kalem taa ki boşalana dek
Menfaatle yüklenmiş zoraki gülüşüyle
( bahşiş gülüşlü garson )
gelip gölge yapıyor tepeme teyellenip
kirli beyaz bir gömlek lastiği sarkmış papyon
- Hoşgeldiniz efendim ne arzu ederdiniz ?
.............. Nereden bilecek ki hoş gelemediğimi
gözde aynı ifade boncuk terler alında
............. Alın da siparişi mutfağa dönün desem
............. sahte tebessümünle
............. La havle en iyisi !
Getir dedim ne varsa
kâğıtların soluna
boş kalan yerlere ser-soframı donat git/sin
haa bir de unutmadan
en acı meze neyse gelirken ondan getir
gitsin tenden içeri sınayalım bakalım
meze mi daha acı yoksa yürekteki mi ?
hangisi diğerini daha fazla yakacak ?
kadehe dokunmadan el kaleme gidiyor
bakire sayfaları tavlamak ister gibi
tabaklar yavaş yavaş masama diziliyor
dizelenirken sayfam
- ne içmek istersiniz diyen sesle irkildim !
Ulan git mahzenine tıpası açılmamış
tıpatıp bir aşk getir !
anlamı anlamayan bön bön ifadesiyle
buyur anlayamadım
dercesine
gözleri
gözlerimde donuyor
Ulan canımı sıkıp
bahşişine susama
sus ama biraz anla
tirbuşonu takıp ta mantarı çektiğinde
çektiğime benzemez !
yalnızca aşk sızdıran bir şişe getir bana
ve yine anlamıyor
Bulursan aha da söz
sana bahşiş olarak yürek cebimde saklı
birkaç bozuk aşk bulup giderken vereceğim
ister bozdurup harca istersen bozdurmadan !
Üzüm babadan olma ana/sonlardan doğma
buzlu sek meyi getir
ve ney üfleyen varsa beraberinde gelsin
adisyonu yazarken sayfama göz atıyor
- abi yazın çok güzel
demesiyle birlikte
diliyle dokunuyor öfkemin tetiğine !
gözü gözüne dikip küfür savurmaktansa
yutkunmayı seçerek sakin bir ses tonuyla
- demek yazım güzel haa ?
............. lakin ne yazım güzel geçti ne ardındaki kışım
o zaman söyle bana
kendinin yazgısını yazamayan bir elin
içinde kalemiyle boş kâğıdın üstünde
harfleri dans ettirse kime ne faydası var ?
neydik ne hâle geldik
kılık tenime kırgın kıyafetse üstüme
jiletse kaç ay oldu sakaldan boşanalı
aynaysa yâr misali sırtını döner oldu
dönmez oldu gidenler !
bir satır yazmadık ya aşktan cümleler kurup
sanki bendeki aşkı sayfa belgeleyecek
say ki; yazma özrüm var
bilindik alfabeyle aşkı gözüme yazdım
gitmeden son bir defa bakıp okusaydı ya !
dokusaydı ya aşkın her harfini ruhuma
dokunsaydı
ruhumda açtığı deliklere
veda parmaklarıyla
kimseler bilemiyor
o deliklerden tüten en yanık ezgilerde
neyi kıskandıracak ve hatta neyzenini
yüreğin bestesine kaç neyzen ağlayacak
Anlamaya çalışma anlamaz ifadenle
Anlaşılsaydı/m şayet gitmeden o anlardı !
İyisi mi
git şurdan parlak ve kromajlı
tirbuşonla beraber
henüz parlatılmamış hatta dokunulmamış
bir şişe aşk aç bana
çünkü en az ben kadar bilirim aşk aç bana
Fısıldadığı cümle
- haydi gidip de şurdan iç içe oturalım
- içe içe sohbetle kadehi parlatalım
kıramadım tabiî ki yürek kendi yüreğim
kadeh dahi kırmazken kırar mıyım kalbimi
ve ne kadar zamandır bakmayı unutmuşum
daha birkaç yıl önce stil giyen kendime
kıyafetim özensiz kifayetim düzensiz
sakallarım uzamış
beyazı siyahtan çok yarış edercesine
kalmamış gözün feri yârim gidesi beri
Saçlarım da uzamış türkü söylercesine
uzun ince bir yoldayız gidiyoruz gündüz gece
Uzamalıyız artık yürekli gecelere
Velhasıl nice sonra
neticeyi sermişiz tahta bir iskemleye
............. ( ne gariptir bu tahta )
............. Birbirine çakılır insan dinlensin diye
............. Otursan dinlenirsin
............. dinlenirsin ebedi içinde götürürse !
(neyse uzatmayalım )
neticemiz tahtada masada dirseğimiz
atmışız sağ tarafa bakire sayfaları
hele kadeh parlasın
taciz edecek elbet
cebimizdeki kalem taa ki boşalana dek
Menfaatle yüklenmiş zoraki gülüşüyle
( bahşiş gülüşlü garson )
gelip gölge yapıyor tepeme teyellenip
kirli beyaz bir gömlek lastiği sarkmış papyon
- Hoşgeldiniz efendim ne arzu ederdiniz ?
.............. Nereden bilecek ki hoş gelemediğimi
gözde aynı ifade boncuk terler alında
............. Alın da siparişi mutfağa dönün desem
............. sahte tebessümünle
............. La havle en iyisi !
Getir dedim ne varsa
kâğıtların soluna
boş kalan yerlere ser-soframı donat git/sin
haa bir de unutmadan
en acı meze neyse gelirken ondan getir
gitsin tenden içeri sınayalım bakalım
meze mi daha acı yoksa yürekteki mi ?
hangisi diğerini daha fazla yakacak ?
kadehe dokunmadan el kaleme gidiyor
bakire sayfaları tavlamak ister gibi
tabaklar yavaş yavaş masama diziliyor
dizelenirken sayfam
- ne içmek istersiniz diyen sesle irkildim !
Ulan git mahzenine tıpası açılmamış
tıpatıp bir aşk getir !
anlamı anlamayan bön bön ifadesiyle
buyur anlayamadım
dercesine
gözleri
gözlerimde donuyor
Ulan canımı sıkıp
bahşişine susama
sus ama biraz anla
tirbuşonu takıp ta mantarı çektiğinde
çektiğime benzemez !
yalnızca aşk sızdıran bir şişe getir bana
ve yine anlamıyor
Bulursan aha da söz
sana bahşiş olarak yürek cebimde saklı
birkaç bozuk aşk bulup giderken vereceğim
ister bozdurup harca istersen bozdurmadan !
Üzüm babadan olma ana/sonlardan doğma
buzlu sek meyi getir
ve ney üfleyen varsa beraberinde gelsin
adisyonu yazarken sayfama göz atıyor
- abi yazın çok güzel
demesiyle birlikte
diliyle dokunuyor öfkemin tetiğine !
gözü gözüne dikip küfür savurmaktansa
yutkunmayı seçerek sakin bir ses tonuyla
- demek yazım güzel haa ?
............. lakin ne yazım güzel geçti ne ardındaki kışım
o zaman söyle bana
kendinin yazgısını yazamayan bir elin
içinde kalemiyle boş kâğıdın üstünde
harfleri dans ettirse kime ne faydası var ?
neydik ne hâle geldik
kılık tenime kırgın kıyafetse üstüme
jiletse kaç ay oldu sakaldan boşanalı
aynaysa yâr misali sırtını döner oldu
dönmez oldu gidenler !
bir satır yazmadık ya aşktan cümleler kurup
sanki bendeki aşkı sayfa belgeleyecek
say ki; yazma özrüm var
bilindik alfabeyle aşkı gözüme yazdım
gitmeden son bir defa bakıp okusaydı ya !
dokusaydı ya aşkın her harfini ruhuma
dokunsaydı
ruhumda açtığı deliklere
veda parmaklarıyla
kimseler bilemiyor
o deliklerden tüten en yanık ezgilerde
neyi kıskandıracak ve hatta neyzenini
yüreğin bestesine kaç neyzen ağlayacak
Anlamaya çalışma anlamaz ifadenle
Anlaşılsaydı/m şayet gitmeden o anlardı !
İyisi mi
git şurdan parlak ve kromajlı
tirbuşonla beraber
henüz parlatılmamış hatta dokunulmamış
bir şişe aşk aç bana
çünkü en az ben kadar bilirim aşk aç bana