Sesinin son tonunu kullanarak haykırıyordu... "seni seviyorummm...!" diye yüreğinde; ...gözlerinde sağanak yağmurla ve kısık bir sesle "sevmiyorum" derken...!
Yüreğindekinin aksi bir kelimeydi bu biliyordu ama çaresiz hissediyordu...
...oysa sadece bir gün önce pırıl pırıl gözleriyle yüreğinde uçan kelebeklerle o kadar mutlu o kadar herşey yolundaydı ki... Tüm ailesinin tanıdığı sevdiği okuldan arkadaşıydı ...onun aşkıydı...
Artık ailelerine konuyu açma zamanı geldiğini düşünüyorlardı ve kendisi konuya nasıl giriş yapacağını ve hatta her kelimeyi ezberlemişti...
Ve bu mutlu olayı bu heyecanı küçüklüğünden beri her önemli meselede olduğu gibi ailesinden önce ilk paylaştığı ve sanki bir ön hazırlık gibi gördüğü kendinden birkaç yaş büyük kuzenine anlatacaktı...
Onu bekleyen acı sürprizden habersizce... O anlatmadan duyacaklarını bilmeden...
Yolda yüreğine çöken hüznü heyecanına yordu...
Bahçe kapısından içeri girdiğinde onu ilk karşılayan arka bahçeden tüm sokağa yayılan hanımelinin muhteşem kokusuydu biraz yavaşladı ve derin bir nefes aldı ve bir nefes daha... 'Bu muhteşem kokuya doyulmaz' diye düşündü... Gözleri bahçede ki diğer çiçeklerde... ve bembeyaz yapraklarıyla 'papatyaların masumluğu gibisi yok' diye aklından geçirerek...
Ve kapı açıldı... Bu kapıda hep gülen gözlerle karşılanmaya sıcaklık ve huzur veren ortamına alışkındı...
"ikinci evim" konumundaydı burası onun için.
Mutlu "an"larla ve "anı"larla doluydu...
Kısa bi nasılsın muhabbetinden sonra işte "asıl konu" zamanı geldi diye düşündü. Kısa bir sessizlikten sonra tam anlatmaya başlayacaktı ki; kuzeninin gözlerinde ki buğuyu fark etti...
Dayanamadığı tek şeydi bu; gözyaşı...! kim olursa olsun hiç tanımadığı biri bile olsa dayanamazdı gözyaşına... herşeyi yapardı dindirmek için olmadı ortak olurdu...
Sanki beyninde ki herşey silindi bir anda... şimdi tek derdi vardı bu gözyaşı nedeni...!?
Öylesine bir neden olamazdı çünkü bilirdi tanırdı kuzenini kendi gibi neşeli yaşama pozitif bakan ve baktıran biriydi... sözcüklerle değil gözleriyle konuştuğu üç kişiden biriydi... önce yerinden kalktı ve yanına oturdu sonra çoktan buğulanmış gözleriyle kuzeninin gözlerinden kalbine baktı acıyordu gördüğü yer şefkatle sarıldı ona ve her zaman yaptığı şeyi yap(maya çalış)tı...!
Minik espirilerle küçük bir çoçukla konuşur gibi konuşmaya başladı bunu hep yaparlardı... bazen bunaldıklarında kelimeleri basitleştirerek küçük bir çocuk gibi yorumlarlardı sorunlarını basit sözcüklere büyük anlamlar yükleyerek... bu onları hem eğlendirir hemde sorunlara farklı bakış açıları kazandırırdı...
Ama farkındaydı bu sefer farklıydı yada... hissetmişti... farkı...!
Kuzeni ondan büyük olmasına rağmen
- Anlat bakalım ablacım neymiş o güzel gözlerde ki tane tane dökülen elmasların nedeni...!?
...ve şefkatin anlayışın anlanmanın samimi bir yürekte yer bulmanın getirisi...
Daha hızlanan elmas dökümleri...! iç acıtan yürek dağlayan...
...tane tane dökülen kelimelerin cümle oluşturunca yarattığı şok...!
Donan; beyin kalp gözyaşı...!
Duran; saniye saat dünya...!
Damarlarlarından çekilen kan...!
Parçalanan yürek sanki her bir parçası bir yıldızda...
Anlatmanın paylaşmanın rahatlığı...
Anlatılan yüreğin paramparçalığı...!
... sesinin son tonunda yüreğinde "seni seviyorum..." haykırışı...
Ama en kısık tonda "sevmiyorum" kelimesi...
...Bazen "sevmek" bedel ödemektir sevdiklerin için...
bazen "sevmek" vazgeçmektir...
Ruhunda kopan fırtınaları hapsetmektir yüreğine...
Yalana alıştırmaktır ustaca gözlerini kimse görmesin diye derinleri...
"Gözler aynadır çünkü
Bazen bakanın aynası
Bazense bakılanın..."
Yüreğindekinin aksi bir kelimeydi bu biliyordu ama çaresiz hissediyordu...
...oysa sadece bir gün önce pırıl pırıl gözleriyle yüreğinde uçan kelebeklerle o kadar mutlu o kadar herşey yolundaydı ki... Tüm ailesinin tanıdığı sevdiği okuldan arkadaşıydı ...onun aşkıydı...
Artık ailelerine konuyu açma zamanı geldiğini düşünüyorlardı ve kendisi konuya nasıl giriş yapacağını ve hatta her kelimeyi ezberlemişti...
Ve bu mutlu olayı bu heyecanı küçüklüğünden beri her önemli meselede olduğu gibi ailesinden önce ilk paylaştığı ve sanki bir ön hazırlık gibi gördüğü kendinden birkaç yaş büyük kuzenine anlatacaktı...
Onu bekleyen acı sürprizden habersizce... O anlatmadan duyacaklarını bilmeden...
Yolda yüreğine çöken hüznü heyecanına yordu...
Bahçe kapısından içeri girdiğinde onu ilk karşılayan arka bahçeden tüm sokağa yayılan hanımelinin muhteşem kokusuydu biraz yavaşladı ve derin bir nefes aldı ve bir nefes daha... 'Bu muhteşem kokuya doyulmaz' diye düşündü... Gözleri bahçede ki diğer çiçeklerde... ve bembeyaz yapraklarıyla 'papatyaların masumluğu gibisi yok' diye aklından geçirerek...
Ve kapı açıldı... Bu kapıda hep gülen gözlerle karşılanmaya sıcaklık ve huzur veren ortamına alışkındı...
"ikinci evim" konumundaydı burası onun için.
Mutlu "an"larla ve "anı"larla doluydu...
Kısa bi nasılsın muhabbetinden sonra işte "asıl konu" zamanı geldi diye düşündü. Kısa bir sessizlikten sonra tam anlatmaya başlayacaktı ki; kuzeninin gözlerinde ki buğuyu fark etti...
Dayanamadığı tek şeydi bu; gözyaşı...! kim olursa olsun hiç tanımadığı biri bile olsa dayanamazdı gözyaşına... herşeyi yapardı dindirmek için olmadı ortak olurdu...
Sanki beyninde ki herşey silindi bir anda... şimdi tek derdi vardı bu gözyaşı nedeni...!?
Öylesine bir neden olamazdı çünkü bilirdi tanırdı kuzenini kendi gibi neşeli yaşama pozitif bakan ve baktıran biriydi... sözcüklerle değil gözleriyle konuştuğu üç kişiden biriydi... önce yerinden kalktı ve yanına oturdu sonra çoktan buğulanmış gözleriyle kuzeninin gözlerinden kalbine baktı acıyordu gördüğü yer şefkatle sarıldı ona ve her zaman yaptığı şeyi yap(maya çalış)tı...!
Minik espirilerle küçük bir çoçukla konuşur gibi konuşmaya başladı bunu hep yaparlardı... bazen bunaldıklarında kelimeleri basitleştirerek küçük bir çocuk gibi yorumlarlardı sorunlarını basit sözcüklere büyük anlamlar yükleyerek... bu onları hem eğlendirir hemde sorunlara farklı bakış açıları kazandırırdı...
Ama farkındaydı bu sefer farklıydı yada... hissetmişti... farkı...!
Kuzeni ondan büyük olmasına rağmen
- Anlat bakalım ablacım neymiş o güzel gözlerde ki tane tane dökülen elmasların nedeni...!?
...ve şefkatin anlayışın anlanmanın samimi bir yürekte yer bulmanın getirisi...
Daha hızlanan elmas dökümleri...! iç acıtan yürek dağlayan...
...tane tane dökülen kelimelerin cümle oluşturunca yarattığı şok...!
Donan; beyin kalp gözyaşı...!
Duran; saniye saat dünya...!
Damarlarlarından çekilen kan...!
Parçalanan yürek sanki her bir parçası bir yıldızda...
Anlatmanın paylaşmanın rahatlığı...
Anlatılan yüreğin paramparçalığı...!
... sesinin son tonunda yüreğinde "seni seviyorum..." haykırışı...
Ama en kısık tonda "sevmiyorum" kelimesi...
...Bazen "sevmek" bedel ödemektir sevdiklerin için...
bazen "sevmek" vazgeçmektir...
Ruhunda kopan fırtınaları hapsetmektir yüreğine...
Yalana alıştırmaktır ustaca gözlerini kimse görmesin diye derinleri...
"Gözler aynadır çünkü
Bazen bakanın aynası
Bazense bakılanın..."