Salvo
Kayıtlı Üye
836 Başkentin Samara'ya Taşınması
Kureyşli rakiplerinden korkan Abbasiler, genel olarak -Araplar yerine- İranlılar ve Horasanlıların desteğine dayanıyordu. Fakat daha önceki asker kaynağı olan İranlılar, Tahiriler lehine kaybedilince, yavaş yavaş Türklere kayma oldu. Kendisi Harun'un bir Türk köleden doğma oğlu olan el-Mutasım (h. 833-42), Sami ırkından olmayan Orta Asyalı bu Türklerden ücretli asker toplayarak alaylar oluşturma işini o kadar yoğunlaştırdı ki, ordudaki esas gücü bunlar oluşturmaya başladı. Sadece kendi şahsi muhtafızının emrinde on binden fazla Türk vardı. Halifenin (Samanilerin idaresinde olan) Maveraünnehir'deki barbar kabilelerden köle olarak satın oldığı bu cesur savaşçılar ve muhteşem biniçiler, çok küstahlaşmışlar ve sarayın himayesini, bölge halkının kendilerinden nefret ettirecek kadar suistimal etmişlerdi.
Ciddi bir iç kargaşadan korkan halife el-Mutasım, başkenti Bağdat'tan Dicle'nin 70 mil kadar daha yukarısında bulunan Samara'ya taşıdı (836). Fakat imparatorluk merkezinin değiştirilmesi, olayların akışında hiç bir değişiklik yapmadı. Yeni ve güzel bir şehir olan Şamara, daha sonraki sekiz halifeye daha başkentlik yaptıktan sonra 862'de Bağdat statüsünü geri aldı.
El-Mutasım'ın paralı Türk askerlerine olan aşırı tutkusu, daha sonraları halifelik otoritesi açısından felaket oldu. Zor şartlara dayanıklıkları ile meşhur olan bu adamların pek çoğu arapça konuşmuyordu ve hatta müslüman bile değildi. Bazıları da, inandıkları için olduğundan çok siyaseten bu yeni dini kabul etmişlerdi. Böyece bunlar, imparatorluğa kuvvetli bir hissi veya manevi bağla bağlanmadıkları halde, neticede gerçek hakimleri olacaklardı. Öyle büyük bir güce sahip olmuşlardı ki, halifeleri, kendi ellerinde, istedikleri şekilde tahta çıkardıkları ve azlettikleri (hatta katlettikleri) basit kuklalar haline getirmişlerdi. Sadakatleri, otorite makamında bulunan “yabancılar” yerine genellikle aynı etnik kökenden olan kendi komutanlarına meyilliydi.
Kureyşli rakiplerinden korkan Abbasiler, genel olarak -Araplar yerine- İranlılar ve Horasanlıların desteğine dayanıyordu. Fakat daha önceki asker kaynağı olan İranlılar, Tahiriler lehine kaybedilince, yavaş yavaş Türklere kayma oldu. Kendisi Harun'un bir Türk köleden doğma oğlu olan el-Mutasım (h. 833-42), Sami ırkından olmayan Orta Asyalı bu Türklerden ücretli asker toplayarak alaylar oluşturma işini o kadar yoğunlaştırdı ki, ordudaki esas gücü bunlar oluşturmaya başladı. Sadece kendi şahsi muhtafızının emrinde on binden fazla Türk vardı. Halifenin (Samanilerin idaresinde olan) Maveraünnehir'deki barbar kabilelerden köle olarak satın oldığı bu cesur savaşçılar ve muhteşem biniçiler, çok küstahlaşmışlar ve sarayın himayesini, bölge halkının kendilerinden nefret ettirecek kadar suistimal etmişlerdi.
Ciddi bir iç kargaşadan korkan halife el-Mutasım, başkenti Bağdat'tan Dicle'nin 70 mil kadar daha yukarısında bulunan Samara'ya taşıdı (836). Fakat imparatorluk merkezinin değiştirilmesi, olayların akışında hiç bir değişiklik yapmadı. Yeni ve güzel bir şehir olan Şamara, daha sonraki sekiz halifeye daha başkentlik yaptıktan sonra 862'de Bağdat statüsünü geri aldı.
El-Mutasım'ın paralı Türk askerlerine olan aşırı tutkusu, daha sonraları halifelik otoritesi açısından felaket oldu. Zor şartlara dayanıklıkları ile meşhur olan bu adamların pek çoğu arapça konuşmuyordu ve hatta müslüman bile değildi. Bazıları da, inandıkları için olduğundan çok siyaseten bu yeni dini kabul etmişlerdi. Böyece bunlar, imparatorluğa kuvvetli bir hissi veya manevi bağla bağlanmadıkları halde, neticede gerçek hakimleri olacaklardı. Öyle büyük bir güce sahip olmuşlardı ki, halifeleri, kendi ellerinde, istedikleri şekilde tahta çıkardıkları ve azlettikleri (hatta katlettikleri) basit kuklalar haline getirmişlerdi. Sadakatleri, otorite makamında bulunan “yabancılar” yerine genellikle aynı etnik kökenden olan kendi komutanlarına meyilliydi.