Aşkın Ancak Adı Kaldı

bal_böceği

€q0iSt
Prenses
Kayıtlı Üye
Âşkın bahsine ne kalem yeter ne de kelam; aşka dair ne yazılmış ne söylenmişse sade ve sadece girizgâh beyanındadır.
Âşık-maşuk-aşk üçgeninde payına âşık-ı sadıklık düşen bir kalemin noktasından çoğalıyor bu yazı. Yirmi birinci yüzyılın hissiyatına uyum sağlayamayan bir insanın nazarından kabarıyor bu yazı. Bu yazı ki baştan aşağı âh ve tepeden tırnağa aşk… Oysa aşkın ancak adı kaldı…
Benim bildiğim aşk Mesnevilerin efsaneleşmiş kahramanlarıyla nefes alan; içine bir parça Fuzûlî lirizmi bir tutam Şeyh Gâlib derinliği katan; Kaf Dağı’nın misk ü amber kokularıyla mest olan; servi boylu güzelin hayâliyle şiir meclislerine dolan Divan Edebiyatı âşıklarından sız(l)ıyor.
Benim bildiğim aşk “Meveddet” ile başlıyor. Âşık öncelikle aşka dair koca bir özlem besliyor; içinde âşıklık istidadını hissedip sevginin yollarını gözlüyor. Sonrası “Heva”… Âşık koca bir hevesle aşka düçar olup sevdaya tutuluyor. Gözyaşıyla hemhâl olup bir mum gibi yine kendinde boğuluyor. “Hillet” geliyor ardı sıra… Âşık sevgi ile aşk ile mest oluyor ve bu tatlı sarhoşlukla ne yaptığını ne yapacağını bilmiyor. “Muhabbet” kademesine ulaşınca âşık… Sevgiliyle düşünüyor dünyasında ve sevgiliyi düşlüyor rüyasında. Sevgili neyi ve kimi seviyorsa âşık da o yollara seriyor benliğini. Gözü kapalı fakat gönlü açık… “Şegaf”ta devam ediyor yolculuk devam ediyor çile. Acının sancının ne olduğu biliniyor ve gerçek aşkın hamuru burada yoğuruluyor. “Hüyam” derecesi biliniyor sonra. Âşık çıldırıyor âşık kendinde kendini bulamıyor. Bilemiyor. Akıl gidiyor zira aşk gelince bir haneye iki misafir sığamıyor. “Veleh”te yavaş yavaş görülüyor yolun sonu. Sevgiliyi seyreyleyen âşık hayret ediyor hayran kalıyor ve artık benliğini hiç mi hiç bilmiyor. Baktığı her yerde O gördüğü her serde O… Ve “aşk”… Âşık son hücresine son zerresine varasıya dek yok oluyor. Çokluğunda yokluğunu bulup benliğinde “sen”liğini biliyor.
Benim bildiğim aşkta âşığın hâli Âh mine’l aşk-ı ve hâlâtihî/ Ahraka kalbî bî harârâtihî diye inleyen şairin âhından bellidir. O âşık ki kabz hâlinde tutuşur ve tutulur; bast hâlinde zihni gönlü açık ve kutludur. O âşık ki sekr hâlinde sarhoştur ve sahv hâlinde yine kendini bulur.
aşk odur ki Hallac’ta Ene’l Hakk Nesimî’de Leyse fî cübbeti illa’llah Yûnus’ta Ete kemiğe büründüm/ Yûnus diye göründüm diye söze dökülüp asırların kalbine mühür gibi vurulur. aşk nedir diye sorulsa Ben ol da bil der Mevlânâ. Gâlib ise isminin zıddına çoktan mağlup olmuştur aşkın oduna:
Kevser-i âteş-nihâdın adı aşk
Dûzah-ı cennet-nümânının adı aşk
Bir lûgat gördüm cünûn isminde ben
Anda hep cevr ü cefânın adı aşk

aşk bir masaldır artık. Eskilerin canıyla beslediği aşk kitap sayfası; eskilerin kanıyla beslediği aşk mürekkep damlası olup raflara kaldırılmıştır. Gökten üç elma yerine üç harf düşer:
A
Ş
K
Ve aşk… Çürüyen elmalardan da öte ayaklar altına kurtlar sofrasına ve et pazarına düşer. aşk günübirlik sevdaların kana bulanmış ellerinden leke bulaşmış dillerinden bunalır da Yûsuf gibi kuyulara zindanlara düşer. Sorarım sana ey modern çağın akıllı âşığı! Cep telefonlarında sanal ortamlarda eğlence mekânlarında ayağa düşen aşkın ellerinden tutup pervane misali bedenini bir alevde unutup ve bülbül gibi gözlerini bir gülde uyutup kendini sevgide kendini sevgilide kaybettiğin oldu mu? Yoksa “çıkma” adı altında devşirdiğin sahte çiçekler bâkîydi de gerçek aşkın soldu mu? Cevabın sende kalsın modern çağın mantıklı âşığı... Umudumu olsun bana bırak. Cismanî bedenî dünyevî arzuların zehirli ipleriyle boğulan gönül; hayâli rûhanî uhrevî bir nefesle dirilir bir gün. İnsanlar aşk diye andıklarının gerçek aşk sandıklarının aslını anlar bir gün. Ve açılır gerçek aşk sandıklarının tozlu kapağı. Kırılır kilit bozulur mühür… İnsanların sahte riyasından sıyrılıp aşkın o saf rüyasına vâkıf olur gönül. aşk iki günlük duyguların iki yüzlü hâlinden ve menfaatle beslenen sevgilerin ahvâlinden ayrılır. Maskeler düşer bir bir… Perde iner ve oyun biter.
Çığ gibi bir çağ kaldı kanlı avuçlarımda. Sözüm zirveden eteğe düşen ve düştükçe büyüyen bir aşk zihniyetinin tam altında. Karlar altında… Heyhat! Eski dünyamızın eski aşklarına limanda kalmış yolcu gibi bakıyorum. Ah hayat! Daha onu görmeden sevgilinin zülfüne berdar olan sevgilinin Elif boyundan sonra iki büklüm Dal gibi kalan onun peykanını en kutlu hediye gibi gönlünde saklayan divanelerin viranelerin biçarelerin hâlini bu dünyanın âşıklarında bulamadığım için olsa gerek… Bir gözyaşı damlasıyla kendimden akıyorum. Yakıyorum yalan sevda masallarını. Ve bir Divan sayfasında hapsedip gülümü bülbül gibi şakıyorum. Üstadın kelamıyla vesselam:
aşk imiş her ne var âlemde…
 
bayigram takipçi satın al instagram beğeni satın al instagram takipçi satın al tiktok takipçi satın al Buy Followers bugün haber
bypuff
Geri
Üst