Lavinia
Bayan Üye
Leyla o sabah kapıdan alelacele çıktı. İşe geç kalmıştı ve hala kahve içemediği için ayılmamıştı. Yoldan bir büyük boy kahve alır, giderken içerim diye düşündü.
Her zaman olduğu gibi yoğun trafik vardı. Arabasını alıp almamak konusunda kararsız kaldı. Arabayla köprü trafiğine girerse, saatler sonra iş yerine ancak varırdı. En mantıklısı metrobüs kullanmaktı. En azından durağa kadar arabayla gider, oradan metrobüse biner, sonra metroya biner ve iş yerine ulaşırdı.
Metrobüse giden merdivenleri hızla çıkmaya çalışsa da, bir elinde açgözlülük edip büyük boy aldığı kahvesi, bir elinde çantası ve çantaya bir türlü sokamadığı araba anahtarları ve nedense yürüyerek giyebileceği mantosuyla savaşıyordu.
“Trafikten kaçan herkesin bu sabah metrobüsle karşıya geçeceği tutmuş anlaşılan, bu ne kalabalık?” diye düşündü. “Adına metrobüs dedikleri bildiğin otobüs aslında, yine herkes üst üste, balık istifi gibi, tek fark trafiğe girmeden gidiyor olması.”
O kahve fincanın başına dert olduğunu ve bu akdar büyük almasaydı çoktan bitireceğini düşündüğü sırada ani bir fren oldu. Leyla savrularak arkasında duran adamın kucağına düştü. Kahve adamın üstüne döküldü. Bacakları havada, kendi üstünü ve adamın gömleğini mahveden Leyla, acı bir tebessümle kafasını adama çevirdi.
İşte o an göz göze geldiler. Aslında birkaç saniye süren ama ikisine de çok uzun gelen o zaman boyunca, Leyla karşısındaki adamın yeşil gözlerinde kayboldu. O sırada Leyla’nın yanında duran kadın iyilik yaparak elini tuttu ve ayağa kaldırdı. “Başka zaman olsa kimse yardım etmez, sana düştü beni kaldırmak” diye içinden geçirdi Leyla ama dönüp gülümseyerek tebessüm etti.
Adama karşı mahcup olmuştu. “Özür dilerim, inanın isteyerek olmadı, hay Allah, durun ben sileyim. Kuru temizlemeye yollayın ve faturasını da bana verin lütfen. Tüh, ne yapsak, yanımda ıslak mendil vardı, onunla silelim bir saniye bekleyin.”
O ana kadar sürekli tebessüm ederek olanları izleyen adam döndü ve muhteşem bir ses tonuyla konuşmaya başladı: “Rica ederim, mühim değil. Neyse ki, kahve sıcak değilmiş, o zaman gerçekten sorun olabilirdi. Siz canınızı sıkmayın, ben indiğim durakta bir yerden gömlek alırım.”
Adam hep gülümsüyordu ve yeşil gözlerinde sanki ormanın derinliklerinden gelen bir huzur vardı. Leyla hemen bu fırsatı değerlendirdi. “tamam, hangi durakta inecekseniz, ben de sizinle inerim. Gömleğinizin ücretini ben ödemek istiyorum.”
“Hiç böyle bir şey yapmanıza gerek yok. Kaza bu! Tam tersi olabilirdi, ben sizin üstünüze bu kahveyi dökmüş olabilirdim. Gelip size bluz almama izin verir miydiniz?”
Leyla o anda ağzından çıkanlara engel olamadı: “Eğer sizi görebilmek ve telefon numaranızı alabilmek için tek şansım buysa, asla bu fırsatı kaçırmazdım.”
O sırada alkış ve çığlıklar, tezahüratlar koptu. Leyla bir anda korktu, ne olduğunu anlamamıştı. Tam arkalarında duran bir grup lise öğrencisi, bütün olay boyunca film izler gibi ikisini izlemiş ve Leyla’nın ağzından dökülen cümlelerle birlikte alkışı patlatmışlardı.
Leyla'nın yüzü kıpkırmızı oldu, çok utanmıştı. Bir kahkaha attı adam ve uzattı elini. “Ben Doğan, memnun oldum…”
Her zaman olduğu gibi yoğun trafik vardı. Arabasını alıp almamak konusunda kararsız kaldı. Arabayla köprü trafiğine girerse, saatler sonra iş yerine ancak varırdı. En mantıklısı metrobüs kullanmaktı. En azından durağa kadar arabayla gider, oradan metrobüse biner, sonra metroya biner ve iş yerine ulaşırdı.
Metrobüse giden merdivenleri hızla çıkmaya çalışsa da, bir elinde açgözlülük edip büyük boy aldığı kahvesi, bir elinde çantası ve çantaya bir türlü sokamadığı araba anahtarları ve nedense yürüyerek giyebileceği mantosuyla savaşıyordu.
“Trafikten kaçan herkesin bu sabah metrobüsle karşıya geçeceği tutmuş anlaşılan, bu ne kalabalık?” diye düşündü. “Adına metrobüs dedikleri bildiğin otobüs aslında, yine herkes üst üste, balık istifi gibi, tek fark trafiğe girmeden gidiyor olması.”
O kahve fincanın başına dert olduğunu ve bu akdar büyük almasaydı çoktan bitireceğini düşündüğü sırada ani bir fren oldu. Leyla savrularak arkasında duran adamın kucağına düştü. Kahve adamın üstüne döküldü. Bacakları havada, kendi üstünü ve adamın gömleğini mahveden Leyla, acı bir tebessümle kafasını adama çevirdi.
İşte o an göz göze geldiler. Aslında birkaç saniye süren ama ikisine de çok uzun gelen o zaman boyunca, Leyla karşısındaki adamın yeşil gözlerinde kayboldu. O sırada Leyla’nın yanında duran kadın iyilik yaparak elini tuttu ve ayağa kaldırdı. “Başka zaman olsa kimse yardım etmez, sana düştü beni kaldırmak” diye içinden geçirdi Leyla ama dönüp gülümseyerek tebessüm etti.
Adama karşı mahcup olmuştu. “Özür dilerim, inanın isteyerek olmadı, hay Allah, durun ben sileyim. Kuru temizlemeye yollayın ve faturasını da bana verin lütfen. Tüh, ne yapsak, yanımda ıslak mendil vardı, onunla silelim bir saniye bekleyin.”
O ana kadar sürekli tebessüm ederek olanları izleyen adam döndü ve muhteşem bir ses tonuyla konuşmaya başladı: “Rica ederim, mühim değil. Neyse ki, kahve sıcak değilmiş, o zaman gerçekten sorun olabilirdi. Siz canınızı sıkmayın, ben indiğim durakta bir yerden gömlek alırım.”
Adam hep gülümsüyordu ve yeşil gözlerinde sanki ormanın derinliklerinden gelen bir huzur vardı. Leyla hemen bu fırsatı değerlendirdi. “tamam, hangi durakta inecekseniz, ben de sizinle inerim. Gömleğinizin ücretini ben ödemek istiyorum.”
“Hiç böyle bir şey yapmanıza gerek yok. Kaza bu! Tam tersi olabilirdi, ben sizin üstünüze bu kahveyi dökmüş olabilirdim. Gelip size bluz almama izin verir miydiniz?”
Leyla o anda ağzından çıkanlara engel olamadı: “Eğer sizi görebilmek ve telefon numaranızı alabilmek için tek şansım buysa, asla bu fırsatı kaçırmazdım.”
O sırada alkış ve çığlıklar, tezahüratlar koptu. Leyla bir anda korktu, ne olduğunu anlamamıştı. Tam arkalarında duran bir grup lise öğrencisi, bütün olay boyunca film izler gibi ikisini izlemiş ve Leyla’nın ağzından dökülen cümlelerle birlikte alkışı patlatmışlardı.
Leyla'nın yüzü kıpkırmızı oldu, çok utanmıştı. Bir kahkaha attı adam ve uzattı elini. “Ben Doğan, memnun oldum…”