Allah (C.C)'ın Nimetleri ve Sevgisinin Kıymeti

LaNéDLy qHz

Bayan Üye
Allah (C.C)'ın Nimetleri ve Sevgisinin Kıymeti

Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:


"De ki: Siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır." (Al-i İmran: 31)

Allah'ın sevgisi öyle kıymetlidir ki; bunu hakkıyla ancak kıyamet günü bileceğiz. Çünkü bunun mükafatı, insana ancak orada verilir. Bazı evliyalar şöyle demiştir: "Bir hardal tohumu kadar Allah-u Zülcelal'in muhabbeti, benim için yetmiş sene ibadetten daha eftaldir."


Yukarıdaki bu ayet-i kerime, bizlere çok geniş çapta bir işarettir. Hz. Peygamber (S.A.V)'e mutabaat; çok ibadet yapmak, Allah'tan çok korkmak, niyeti halis tutmak; bunların hepsi, takva sahibi olmakla mümkündür. Çünkü bunlar, bütünüyle Hz. Peygamber (S.A.V) de mevcut idi. Üzerimizde Allah'ın nimetleri sonsuzdur. Fakat bu nimetlerin en mükemmeli, İslam dini ve imandır. Hakikaten, Allah-u Zülcelal'in nimetleri sayılamayacak kadar çoktur.

Hz. Peygamber (S.A.V) bir gün Sahabi'lere şöyle anlatmıştır:
"Az önce Cebrail yanımdan ayrıldı ve bana şöyle dedi: "Ya Muhammed, seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Allah'ın bir kulu vardı. Eni ile boyu otuzar dirsek olan ve dört tarafı, dört biner fersah genişliğinde bir denizin ortasında bütün bir adacığın tepesinde, beşyüz yıl boyunca Allah'a ibadet etti. Allah-u Zülcelal, orada kendisine, parmak kalınlığında tatlı su akıtan bir pınar ile her gün bir meyve veren bir nar ağacı bağışlamıştı.
Akşam olunca, pınarın başına inip abdest aldıktan sonra, nar ağacının o günkü meyvesini koparıp yiyor ve arkasından namaza duruyordu. İbadetleri sırasında, Allah'tan, secdedeyken ruhunu almasını, cesedinin ne toprak ve ne de başka bir şey tarafından bozulmamasını ve kıyamet günü, secdedeyken kendisini yeniden diriltmesini istedi. Allah-u Zülcelal de bu isteklerini kabul etti. Nitekim bizler, yere inip çıkarken yanına uğrar ve onun secde halinde olduğunu görürdük. Bize verilen bilgiye göre bu kul, kıyamet günü yeniden dirilerek Allah'ın huzuruna çıkınca Allah-u Zülcelal: "Ey kulum! Sana rahmetimle mi yoksa amelinle mi muamele edeyim." buyuracak ve bunun üzerine o kul:

"Ya Rabbi! Amelimle bana muamele et!" diyecektir. O zaman, Allah-u Zülcelal meleklerine: "O halde, bu kulumun amelleri ile kendisine verdiğim nimetleri mukayese ediniz." buyuracak ve meleklerin yapacağı hesap sonunda, beş yüz yıllık ibadetinin sadece gözünün nimetini karşılayabildiği ve vücudunun diğer nimetlerinin karşılıksız kaldığı görülecektir. Bunun üzerine Allah-u Zülcelal: "Kulumu cehenneme atın!" diye emir verecek ve bu emir uyarınca, kul cehenneme doğru yola çıkarılacaktır. Cehenneme götürülürken: "Ya Rabbi, beni rahmetin karşılığında cennete koy!" deyince, Allah-u Zülcelal meleklere: "Kulumu geri getirin." diye emir verecektir.


Geri getirilecek olan kul, tekrar Allah'ın huzuruna çıkarılınca, Allah-u Zülcelal kendisine: "Ya kulum, seni yoktan var eden kimdir?" diye soracak, kul da: "Sen, Ya Rabbi!" diyecektir. Allah-u Zülcelal ona: "Seni yaratmam kendi amelinin mi, yoksa benim rahmetimin mi karşılığıdır?" diye soracak, kul da: "Tabii ki senin rahmetinin karşılığında olmuştur." diyecektir. Allah-u Zülcelal: "Ya kulum, beş yüz yıl boyunca ibadet etmeni sağlayan gücü sana veren kimdir?" diye soracak, kul da: "Sen, ya Rabbi!" diyecektir. Allah-u Zülcelal: "Seni dağın tepesinde, yeşillikler arasına kim kondurmuş, kim sana tuzlu sudan tatlı su bağışlamış ve kim her gece sana bir nar meyvesi sağlamıştır? Ruhunu, secdedeyken almamı istemen üzerine, bu arzunu yerine getirdim.

"Bütün bunları yapan kimdir?" diye buyurunca kul: "Sen, ya Rabbi!" diye cevap verecektir. Allah-u Zülcelal ona: "Bütün bunlar, rahmetimin eseri olduğu gibi, şimdi de yine rahmetimle seni cennete koyacağım." buyuracaktır. Zaten her şey Allah'ın rahmetiyledir." (Hakim, Beyhaki)

Hz. Peygamber (S.A.V) başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
"Şayet Allah-u Zülcelal, bütün yer ve gök ehline azap edecek olsa, muhakkak azap ederdi, bununla onlara zulmetmiş de olmazdı. Eğer onlara rahmet ederse, hiç şüphesiz onun rahmeti onların amellerinden kendileri için daha hayırlıdır." (Ebu Davud, İbn Mace)

Hakikaten, bizim gözümüz olduğu için kıymetini bilmiyoruz. Gidin âmâ olan kimselere sorun, ne kadar zor olduğunu görürsünüz. Tokluğun kıymetini, aç olduğumuz zaman biliyoruz. Hülasa; insan her nimetin kıymetini ancak onun yokluğunda bilebilir. Biz bolluğun içinde olduğumuz için, Allah-u Zülcelal'in nimetlerinin ne kadar çok olduğunu idrak edemiyoruz.

Allah-u Zülcelal, bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım." (İbrahim; 7)

Allah-u Zülcelal, bizlere İslam Dini'ni ve imanı verdiği için bunların ne kadar mükemmel bir nimet olduğunu idrak etmeliyiz ve o şuurda olmalıyız. Allah-u Zülcelal, insana dünyada ömür, sıhhat ve afiyet vermiştir. Bu sıhhat ve kuvvetle, tabi ki insan, bir şeylerle meşgul olmalıdır. İşte en büyük meşguliyet, ibadettir. İbadet bir sanattır. Her sanatın bir kârı vardır. Bu sanatın atölyesi, daima Allah-u Zülcelal ile meşgul olmaktır. Bir kimse yalnız kaldığı zaman, kendisi ile Allah-u Zülcelal arasındaki durumu gözetmesi lazımdır.

Bu sanatın sermayesi de Allah'a karşı takvalı olmaktır. Takva ise; Allah'dan korkmak, O'nun emir ve nehiylerini yerine getirmektir. İnsan, sermayesi olmadığı zaman hiç bir ticaret yapamaz. Demek ki kişinin sermayesi, Allah-u Zülcelal'e karşı takvalı olmasıdır. İnsanın, o zaman elde edeceği kâr da Allah-u Zülcelal'in rızası ve cennettir. Hz. Peygamber (S.A.V)'in bizlere tebliği, bu şekildedir.
 
bayigram takipçi satın al instagram beğeni satın al instagram takipçi satın al tiktok takipçi satın al Buy Followers bugün haber
bypuff
Geri
Üst